n Bugün Ramazanın ilk günü.

n

n Tutabilenlerimiz şüphesiz oruçludur.

n

n Oruç tutmak farklı bir duygu.

n

n Bence yaşamak gerekir.

n

n Çünkü insana çok şeyler kazandırır.

n

n Kazandırmakla kalmaz, her birimize mesaj da verir.

n

n En azından Ramazan sonrasındaki bayramı hatırlatır.

n

n O heyecanı yaşatır.

n

n Hepimize hayırlı olsun.

n

n Bugün sizleri bir öykü ile baş başa bırakmak istedim.

n

n Önemine binaen.

n

n Yaşlı çoban, sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak; Hadi bakalım evladım, bu ihtiyarın elmasını ver artık derdi.

n

n Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan.

n

n Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur an ını okumaya koyulurdu.
n Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı.

n

n Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı.

n

n Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı.

n

n Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti.

n

n Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken:
n Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi. Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.
n Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.
n Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense bir şey düşmemişti.

n

n Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini.

n

n Beklediği şey bir türlü gelmiyordu.

n

n Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini.
n Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu.

n

n İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu.

n

n Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban.

n
n

n Bir şey hatırlamıştı.
n Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken; Canım dedi, hıçkırıp ağlayarak.
n Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, bu günün Ramazanın ilk günü olduğunu?

n

n

n
n

n

n