1 Mayıs kutlamaları sırasında, tazyikli ve boyalı su sıkılması, göz yaşartıcı gazla göstericilerin dağıtılması ve polislere taşlarla saldırılması...
Bu görüntüler,
kabul edilecek gibi değil...
Hele yere düşen bir bayanın başına, adeta topa vole vurur gibi peş peşe tekme atılması görüntüsünü sindirebilmek
hiç mümkün değil...
Polisin o andaki psikolojik durumunu anlıyorum...
Ancak, zararsız hale gelmiş veya getirilmiş
bir bayan göstericiye karşı yapılan
muamele yanlıştır...
Oysa polis, halk arasında linç girişimlerine
yol açacak olaylarda dahi şüpheliyi
her türlü şiddete maruz kalmaktan korumaktadır...
Bu şüpheli, bazen küçük bir çocuğun
ırzına geçen kişidir...
Bu şüpheli, bazen vatan haini bir teröristir...
Ne kadar öfkelensek de
polis, bu şüpheliyi yargı karşısına
çıkarırken önlemini alır...
Gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet
ettiği iddia edilen bu bayana
yapılacak muamele de yasalarla
belirlenmiştir...
Şüpheli önce polis merkezine götürülür, ifadesi alınır, sonra da Cumhuriyet Savcısının
karşısına çıkarılır...
Cumhuriyet Savcısı da şüpheliyi
işlediği suça göre ya tutuksuz yargılanmak üzere salıverir,
ya da mahkemeye sevkeder...
Cezayı polis değil, yargı verir...
Buradan 1 Mayıstaki olayların
tek nedeni olarak sadece polisi göstermek de
vicdansızlıktır...
Güç kullanım emrini
verenler, orantı ölçüsünü
inisiyatiflere bırakırsa, polisin görev sırasındaki ruh hali
onu orantısız hale getirebilir...
O anda yasaların sınırlarını
duygular zorlayabilir...
Nitekim, dünkü olaylarda bunu
gördük...
Keşke, hükümet ve sendikalar
diyalog içinde olabilseydi...
Keşke, ülkeyi geren
bu olaylar hiç yaşanmasaydı...
Ülke adeta davul gibi
gerilmiş durumda...
Yapıcı ve kalıcı çözümler üreterek
gerginlikleri azaltmak
için herkes gerekli
çabayı göstermek zorundadır...
Bu ülke, kavgalardan çok çekmiştir...
Yangına körükle gidenlerin
verdiği zararın bedelini maalesef hep
bu millet ödemiştir...