Çalıp çırpanların yanlarına mı kalacak?..
Her şeyin bir zamanı var...
Devletin ihmali olur da Allah ın asla...
Öyle bir anda gelir ki ceza anlayamazsın!..
Gördüğünden geriye kalmak var ya!..
Anıl Ege nin Devran öyküsü de anlayanlara...

* * *
Celil Bey, oğlu Devran ın devlet memuru
olarak büyük bir zenginliğe kavuşmasına
hayret ediyordu. Kendisi de üst düzey bürokratlık yapmış
ama bir ev ve bir arabasından
başka bir şeyi yoktu. Dürüst ve namuslu biri olarak
çevresinde sevilen ve sayılan insandı. Bu vasfı, onun için en büyük
şerefti...
Celil Bey, oğlunun kısa sürede elde
ettiği zenginlikten rahatsızdı. Ya bir şey çıkarsa?, Şerefimiz ne olur?
sorularıyla içi içini yiyordu. Hele oğlunun
lakabının müteahhitler arasında Yüzde 10 Devran olarak anılması;
onu adeta kahrediyordu...
Devran, söylenenlere hiç aldırmıyor,
servetine servet katıyordu. Sevgilileri bile vardı. Onu artık eşi bile tanıyamaz olmuştu.
Karısı Sevda Hanım da kocasının bu karanlık işlerinden
ürküyor, bu yüzden tartışıyorlardı. Sevda Hanım Yapma artık dedikçe;
Devran, Altında araban var.Üzerinde de bir yığın arsa. Bunları istemiyorsan bırak git diye tehdit ediyordu onu...
Sevda Hanım, dindar bir ailenin kızıydı.. Zenginlerdi de. İki çocuğu olmasa
Devran ın kahrını bir gün bile çekmezdi. Kocası eskisi gibi değildi... Her lafından biri
paraydı. Sevda Hanım, tek başına kaldığında kıt kanaat geçindikleri günlerdeki
mutluluğunu düşünüyordu. Bazen bunu kocasına söylediğinde de
hep aynı cevabı alıyordu: Bırak git o zaman
Celil Bey, Devran hakkındaki iddiaların artması üzerine
artık eski arkadaşlarının yanına gidemiyor, utanç yaşıyordu. Bir keresinde
en yakın arkadaşı bile Devran ın
yüzdeci olduğunu yüzüne karşı söylemişti. O gün yer yarılmış sanki yerin dibine girmişti.
Oysa yememiş içmemiş onun yüksek tahsil
yapması için dişini tırnağına takmıştı. Tek kuruş haram geçmeyen
parasıyla oğlunu okutmuştu. Bu günleri de mi görecektim Allahım dedi
her fırsatta...
Devran ise karısının üzerine aldığı arsa ve evler
basına yansıyınca; yeni edindiği malları kardeşlerinin üzerine
yapmaya başladı. Devran,çalışma arkadaşlarıyla da birlikte
ortak şirketler kurdu. Yakın arkadaş ve akrabalarının
üzerine kurulan şirketlere ihalesiz işleri veriyordu. Onları da kendi çapında para sahibi yaptı.
Ruh sağlığı bozuk olduğu bilinen
Devran, doyumsuz biriydi artık. Gömü aramaya
başlamıştı. Kurumun imkanlarını
gömücülere tahsis etmekten geri kalmadı. Devran,
ne kuldan utanıyor,ne de Allah tan korkuyordu. Devletin içindeki
adamlarla arası iyiydi nasıl olsa... Arkasındaki güçlü adamlar onu kurtaracaktı...

Celil Bey bu olup bitenler karşısında tarifsiz bir acıyla
neredeyse sokağa çıkamaz olmuştu. Karar verdi,
oğluyla konuşacaktı. Bir öğle vakti oğlunun
çalıştığı kuruma gitti. Devran, büyük bir yatırımcı firmanın yöneticileriyle
görüşüyordu. Sekreteri ona Biraz bekletebilir miyiz? dedi. Celil Bey,
tamam dercesine başını salladı. Yarım saat kadar geçmişti. Devran ın odasından telefonla konuşarak çıkan adamın Yüzdeciyi geçemiyoruz efendim
dediğini duydu. Uzaklaşan adamın küfürlerini de duydu. Bu konuşmanın oğluyla ilgili olduğunu
anlamıştı. Göğsünde ağrı hissetti. Kalkıp gidecekti ki
oğlu Devran kapıda belirdi, Baba içeriye geçelim dedi. Bu arada, Devran ın
misafirleri de odadan çıktı.
Baba-oğul baş başa kalmıştı. Celil Bey, Devran ın gözlerinin içine baktı.
Uzun süre ikisi de sessizdi. Celil Bey, Devran la ilgili duyduklarını
bir bir anlattı kendisine. Hepsi yalan baba diye karşı çıkınca,
Gözlerim de mi yanlış görüyor oğlum dedi. Devran yine sustu.
Celil Bey, orada daha fazla kalamazdı. Kapıya doğru yönelirken
Devran dedi, Bu devran çok sürmez.
Şerefine düşkün olan Celil Beyin
bu sözleri,Devran ı can evinden vurmuştu. Celil Bey,
tam kapıdan çıkacakken,
Devran ın telefonu çaldı. Celil Bey konuşmasının
bitmesini bekledi. Arayan sekreteriydi.
Telefonu kapattı, babasına yöneldi ve Devran işte şimdi bitti dedi.
Onu kapıda polisler bekliyordu.

* * *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Huzurlu ve sağlıklı günler dileğiyle...