Bunca pisliğin içinde
pırıl pırıl kalabilmek kolay mı?..
Ya kaçacak ya da direneceksin!..
Kaçmak, işin kolay tarafıdır...
Herşeye rağmen direnenlerin işi zor, hayatları sıkıntılıdır...
Kemiğe dayansa bile bıçak, insanca yaşamak ve paylaşmaktan dönüş yoktur asla...
Vazgeçmişsen bu inancından zaten yaşayan ölüsündür, ne farkeder...
Ortalık böyleleriyle dolu, ruh gibi...
Direnenler ise her yerde...
Atılacak çamurlara aldırmadan dimdik yürüyor...
Onların kafaları rahattır, kaçanlar ise sıranın kendilerine geleceği zamanı bekleyerek panik içindedir...
Herkesin tercihi kendine...
* * *
İki kardeştiler. Biri köyde çobanlık yapmayı tercih ederek, Bu zamanda şehre gitmek, oranın günahlı hayatına karışmak çok kötü. İyisi mi, ben köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayım diyordu. Diğeri ise şehre gitti. Bir mahallede küçük bir tamirci kulübesi açıp, başladı ayakkabı tamirine. Çoban dağda koyunları, keçileri otlatıyor, hiçbir namazını kaçırmıyor, hiçbir şekilde de nâmahreme nazar etmiyordu. Bütün gün ormanın sessizliği içinde zikirle, fikirle, şükürle yaşayıp gidiyordu.
Bu nedenle de manen bir hayli ilerledi, kerametlere erişir oldu. Düşünüyordu ki, kardeşi, şehirde bir sürü günah ile manen eriyor. Bir ara ona acıyarak ziyaretinde bulunmayı düşündü. Otlattığı koyunlarından bir miktar süt sağıp bir bez torbaya doldurarak ağzını bağlayıp şehrin yolunu tuttu. Sora sora bir mahalledeki eskici kulübesinde kardeşini buldu.
Torbadaki sütünü duvardaki bir çiviye asıp oturarak hal hatır sormaya başladı. Bu sırada, bir hanım geldi, ayakkabısını çıkarıp topuğunu gösterdi. Kardeşi baktı. Tamir edebileceğini söyledi. Hanım, çıplak ayakla beklemeye başladı. Kadın, az sonra ayakkabısını giyip giderken ormanda görmediğini gören çobanın zihnindeki temizlik de gitmeye yöneldi. İşte, o sırada yukarıdan bir şeyler dökülmeye başladı. Başlarını kaldırıp yukarıya baktıklarında bunun süt damlası olduğunu anladılar. Meğer, o anda torbadaki süt de damlamaya başlamış.
Eskici kardeş, şöyle bir baktı ve söylendi:
- İnsanlardan kaçarak dağ başında veli olmak kolay şey. Bütün mesele, işte bu insanların içinde veli olabilmekte. Anladın mı şimdi farkı?
Çoban, başını sallayarak yanıt verdi:
- Sen haklısın şehirli kardeşim. Demek senin manen yükselmene mani, bu gibi manzaralar. Bunun için düşüş var sende.
Nereden bildin bende düşüş olduğunu dedi eskici...
- Baksana, bir anda düştüm senin yanında. Sen ise her gün bunlarla yüz yüze, göz gözesin. Düşmemen mümkün mü?..
Eskici, İşte, ben de onu söylüyorum sana. Asıl mesele, bunların içinde kendini muhafaza etmektedir. Rabbime şükürler olsun, ben kendimi şimdiye kadar muhafaza ettim, bundan sonra da muhafaza ederim, inşallah diyerek yanıtladı kardeşini...
Çoban, buna itiraz etti:
- Beni bir anda makamımdan düşüren manzara, seni her gün neden düşürmesin? Sen, çoktan düşmüşsün de haberin bile yok.
Eskici, buna bir yanıt vermek istiyordu. Bunun için, işaret parmağını ağzına götürüp dilinin ucuyla ıslattıktan sonra doğruca torbanın süt akan yerine Bismillah diyerek bastırdı. Bir de baktılar ki, şıp şıp diye akan süt anında kesildi.
Birbirlerine bakıştılar. Bir anlık sessizliği, yine çobanın feryadı bozdu. Kucakladığı kardeşine şöyle diyordu:
- Sen haklıymışsın şehirli kardeşim! Asıl mesele, dağ başına kaçmak değil, insanlar içine girmek, onların arasında durumunu korumaktır.
* * *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Mutlu ve huzurlu günler dileğiyle...