ABD’deki ekonomik gelişmeler ve FED’in faiz artırımına gidip gitmeyeceği, yapılan genel seçimler sonrası oluşan koalisyon / erken seçim belirsizliği ülkemizden son on yılda en hızlı para çıkışının oluşmasını sağladı.
2015 yılında ülkemizden 4,7 milyar dolarlık bir para çıkışı yaşanırken Türk Lirası yüzde 12 değer kaybetti.
Merkez Bankamızın mayıs ayındaki resmi rezerv varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 1,8 azalarak 120,7 milyar dolara geriledi.
Bir tahminde bulunabilmek, öngörü oluşturabilmek gerçekten zor.
Ancak gerçek o ki ülkemizde imalat sanayi ve ekonomi; kurulacak olan koalisyon hükümetine veya yapılacak olan erken seçime kilitlenmiş durumda.
Ülkemizin önemli imalat sanayi kuruluşlarından bir tanesinde yöneticilik yapan bacanağımın alışılmışın dışında yirmi gün izin almasını sorguladığımda, “2015 yılı için yatırım kararlarının olmadığını bu nedenle on beş yıldan bu yana ilk kez yirmi gün izin kullandığını” söylemişti.
Benzer yönelim ve uygulamaları Samsun’da üretim faaliyetinde bulunan kurumsal kuruluşlarımızda da görebiliyoruz.
Ülkemizdeki bu gelişmeleri, AB’nin yaşamakta olduğu Yunanistan sorunu ve aşamadığı yapısal sorunları, ABD’nin ekonomik gelişimine bağlı olarak FED’in yaptırımları, BRICS ülkelerinin performansları ve hamlelerini de içine alarak değerlendirmeye çalıştığımızda…
Evet değerli okurlar, çok dikkatli olmalı ve fırtınada uyuyabilecek konumumuzu korumalıyız.
Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi, bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu...

Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı. Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp çiftlik işlerinden anlar mısın? diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. Sayılır dedi adam: fırtına çıktığında uyuyabilirim.
Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı. Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar… Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı.
Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu:
Kalk, kalk! Fırtına çıktı.
Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.
Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı:
Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.
Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu:
Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti.
Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu.
Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:
Fırtına çıktığında uyuyabilirim
İşte böyle değerli okurlar, fırtına çıktığında uyuyabilmek için sistematik ve metodik çalışacaksınız. Bilimsel ve akılcı davranmayı bir kenara bırakarak küresel/yerel trendlerin peşinden koşturmayacaksınız.
Zira o trendleri oluştururken kendi çıkarlarından başka bir şeyi düşünmediklerini yeteri kadar yaşamadık mı?..
Ülkemiz de tıpkı hikâyede olduğu gibi fırtınası bol olan bir tepede kurulu. Petrol ve doğalgaz yatakları, maden rezervleri ,vaat edilmiş topraklar, su kaynakları vs. vs.
Bakın komşularımızda yaşananlara, dökülen masum insanların kanına.
Bunun için sürekli gündeme getiriyor, her fırsatta altını çiziyorum “ Üretmeden tüketen, kendini ve geleceğini tüketir” diye.
Fırtına çıktığında uyuyabilmek için katma değeri yüksek ürünler üretmeli, teknoloji skorumuzu yükseltmek zorundayız, mecburiyetindeyiz.
Sağlıcakla