HaberlerSamsunspor haberYüksel Yıldırım'ın başarı hikayesi - Faturayı kim ödedi?

Yüksel Yıldırım'ın başarı hikayesi - Faturayı kim ödedi? - Samsunspor haber

Yılport Samsunspor'un Başkanı Yüksel Yıldırım'ın Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdem Erol'un 'Zirvedekiler- Samsun'dan Başarı Hikayeleri' kitabında kaleme aldığı hayat (başarı) hikayesi yazı dizisine yedinci ve son bölümüyle devam ediyoruz

Yüksel Yıldırım'ın başarı hikayesi - Faturayı kim ödedi?

Galiba Ölünce Duracağım

- Peki, bu hızlı büyümenin, gelişmenin bir sonu yok mu, nerede durmayı düşünüyorsunuz?

- “Yarın ne olacağımı bilmiyorum. Galiba öldüğümde duracağım. Momentum bisiklet teorisi bu. Bisiklete bindik, pedalı çeviriyoruz. Pedalı çevirmezsen pat düşersin. Sürekli pedal çevirmek zorundayız, gittikçe de hızlı çeviriyoruz yolu daha hızlı alayım diye. Onun için benim durma şansım yok. İstemesem de bu sistem beni durmamaya itiyor. Arkamda büyük bir momentum gücü var. Limancılıkta, madencilikte, enerjide büyüyoruz. Enerji yatırımlarımız var. Türkiye’de hidroelektriklerimiz üretiyor. Çanakkale’de kömür santrali yapmaya çalışıyoruz ama önümüzü rakipler kesiyor. O bölgede bir sürü insan yatırım yaptırmamak için, piyasaya girmeyelim diye uğraşıyor. Çünkü Türkiye’nin en büyük, en gelişmiş teknolojisi ile General Electric’in yeni geliştirdiği santrali yapacağız. Kimsede 800 megavatlık kömürlü elektrik santrali yok. Şu an en büyüğü, 600 - 660 Megavat süper kritik var; bizdeki 800 Megavat, ultra süper kritiğin bir ötesi, daha gelişmişi, advanced yapacağız. Hem çevreci, hem de emisyonu az. Bu yatırım için gittim Kolombiya’da dünyanın en temiz kömür madenini satın aldım. Şimdi orada madenciliğe başlayacağız. İnşallah Çanakkale’de inşaata başlarsam, Kolombiya’da da madenciliğe başlayıp dünyanın en temiz, en çevreci kömürlerini getireceğim. Üstelik bu da yerli kömür sayılır çünkü sahibi bir Türk. Kolombiya Cumhurbaşkanı Santos ile çok iyi ilişkilerimiz var, yatırımlarımı destekliyor. Peru Cumhurbaşkanı’yla da iyiyiz. Onların inşaat işleri için rica etti, Türkiye’nin Enka, Gap, Doğuş gibi büyük inşaat şirketlerinin temsilcilerini tanıştırmaya götürdüm. Yani çalışmalarımda bir tek kendimi düşünmüyorum, ülkeyi düşünerek çalışıyorum. Türklere destek veriyoruz. Bugün Dış İlişkiler Ekonomi Kurulu’nda Kolombiya masasının başkanıyım. Kolombiya’yı gittiğim bütün ülkelere tanıtıyorum. Yıldırım Grup olarak 2018 yılını Kazakistan ve Özbekistan’a yatırım yılı ilan ettik, o ülkelere yatırım yapacağız. Gittim cumhurbaşkanlarıyla görüştüm; bu iki ülkeye yatırım planları hazırlıyoruz, inşallah yatırım yapıp başarılı olacağız. Diğer taraftan Meksika ile görüşüyoruz, orada büyük bir işi bitirme peşindeyiz. Durmak yok. Projeler de artık birkaç milyon dolar değil, yüzlerce milyon hatta milyar dolarlık projelere dönüştü. Samsun’dan bir gariban Garip’in oğlu çıkıyor ve böyle işlere imza atıyor. Bunun mutluluğu kelimelerle ifade edilemeyeceği gibi, hiçbir parayla da satın alınamaz.”

Bu Duyguya Paha Biçilemez

- Dün büyük holdinglerin kapısından içeri giremezken, bugün cumhurbaşkanları, başbakanlar ve bakanlarla yakınsınız. Bu nasıl bir duygu?

- “Evet, İstanbul’a geldiğim ilk yıllarda mal satmak için aradığımızda büyük holdinglerin alım ve satış müdürleri bile randevu vermiyordu. Ama çalıştık, vizyonerliğimizi, risk alma kapasitemizi ortaya koyarak büyük bir başarı yakaladık. Bugün dünyada ve Türkiye’de girdiğimiz tüm sektörlerde en hızlı büyüyen grubuz. Şimdi Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın ülkelere yaptığı çok yararlı ticari gezilere katılıyoruz. Portekiz, Fransa, Özbekistan, Kırgızistan, Güney Afrika, Kolombiya, Peru devlet başkanları, cumhurbaşkanları, başbakanları ve bakanlarıyla iyi ilişkilerimiz var ve yatırım konuşuyoruz. Bu, başarıların ardından görüştüğümüz ligin seviyesinin de değiştiğinin göstergesi. Eskiden orta derecede ticaret yapan kişilerle görüşürken, bugün devlet başkanlarıyla, başbakanlarla, bakanlarla yatırım görüşmeye başladık. Bu da paha biçilemez bir duygu.”

Faturayı Ailem Ödedi

- Peki, bu kadar çalışma ve ardından gelen başarıda bir fatura ödeyen olmadı mı?

- “Benim başarımın faturasını ailem ödedi. On sene önce eşimi ve çocuklarımı ABD’ye gönderdim. Çünkü onlardan zaman çalıyordum, haksızlık yapıyordum. Baktım evde eşim huysuzlanıyor, çocuklar zaman ayırmamı istiyor. Eşim Amerikalı olduğu için de çocukları alarak Amerika’ya gitti. Çocuklar da orada okula gittiler, benim çalışmamdan şikâyetleri olmadı. Onlar beni görmeye geliyordu, ben onları görmeye gidiyordum. Çocuklarım böyle büyüdü ama ben de işlerimi büyüttüm. Tabii ki çocuklarıma, aileme bir sevgim var ama burada 12 bin çalışanın da ailesi var, onlara maaş verilmesi, iş verilmesi gerekiyor. Bu iş artık bir sosyal sorumluluk projesi oldu. Tabii herkes para için çalışır ama şu anki kazandığım parayı ölene kadar yemeye kalksam bitiremem. Böyle bir vaktim de yok ama insanların gelip ‘Allah senden razı olsun biz çok mutluyuz, bize şöyle yaptın, böyle yaptın,’ diyerek dualarını almak, teşekkürlerini duymak beni mutlu ediyor. Artık bu tamamen sosyal sorumluluk projesi gibi.” Yönetim Tarzı İlkeleri Benim yarattığım, Japon yönetim modeliyle Amerikan yönetim modelinin iyi taraflarını alıp, Türk kültürüne, Türk iş hayatına uyarlayarak yaptığım bir yönetim modeli var. Amerika’da bir açık kapı sistemi var. Beni görmek isteyenler her zaman gelip görebiliyor, ulaşılmaz değilim. Yatay bir organizasyonda çalışıyorum. Bana ulaşmak için kaç tane müdür geçmeleri gerekmiyor. Bu kadar büyümemize rağmen çevikliğimizi kaybetmedik. Hızlı hareket kabiliyetimizden ve hızlı karar vermekten ödün vermedik. Yüz yüze, telefonla, e-maille her an ulaşılabilir bir patronum. Bu nedenle bizde kararlar için yönetim kurulu, icra kurulu toplantıları için ay beklenmez. Ekip çalışmasına inanırım, satın almalarda 8 - 13 kişilik gruplarla birlikte çalışırız. Öyle 2 kişiyle karar almıyoruz, geniş bir ekiple çalışıyoruz. Hem ekibimizdeki arkadaşlarımızı geliştirip geleceğe hazırlıyoruz, hem de biz de onlardan bir şeyler öğreniyoruz. Ben de bu masanın öbür tarafında oturdum. ABD’de 5 yıl ben maaş aldım, fırçalar yedim, bunlar bana ders oldu. Bunları benim kardeşlerim yaşamadı. Onlar maaş nedir bilmedi. Ama ben ay sonunun nasıl getireceğini düşünmeyi biliyorum. Benim sıkıntılarım olduğunda patronuma gittim, iyi davrandığı da oldu, kötü davrandığı da oldu. Ben kötüleri hiç unutmuyorum. Bu nedenle aynısını çalışanıma yapmamaya gayret ediyorum. Tabii biz de insanız, duygularım var, kötü günüm var, ruh halim var bazen kızdığım da oluyor hani. Ama mümkün olduğunca çalışanlarıma, birlikte çalıştığımız firmalara iş memnuniyeti ve keyif alabilecekleri bir ortam hazırlamaya çalışıyoruz. Yüksel Yıldırım sektöre yön veren, geleceğe yön veren bir lider olarak hakikaten bunu başarıyor. Dünyada kromda ilk 3 olmak bir liderlik işi, vizyon işi. Fiyatları oluşturuyorsun. Gidiyorsun limancılıkta, madencilikte şimdi gübre sektörünü büyütmeye çalışıyoruz onun için burada 5 yıllık planlar yapıyoruz. Nerede nasıl yapalım büyüyelim diye. Burada bir “Think Tank” ekibi var, tamamen stratejiye odaklanmış bir ekip var. Sırf yeni teknoloji üzerinde çalışıyoruz. Mesela drone’ları madencilikte kullanmaya çalışıyoruz. İnsansız araçla bu sene madencilikte jeofizik tarama yapıyoruz sahalarda. Normalde insanlar madeni yaparken bir görüyorlar, şurada maden var girelim kazalım diyorlar. Biz onu yapmıyoruz, haritasını çıkarıyoruz, rezerve sondajlar yapıyoruz. Burada ne kadarlık bir rezerv var, nereden girelim ya da yer kotunu çıkarıp nereden başlayım diye planlar yapıyoruz. Burada bunu mühendisler yapıyor, yurt dışından danışman firmalara onaylatıyoruz. Bunları götürüp bankalara proje finansmanı için sunuyoruz. Bunlara finansman sağlayıp geliyoruz gerçek bir madencilik yapıyoruz. Yani öyle “Kör topal, Allah ne verdiyse,” diyerek değil. Burada gerçek bir bilim kullanılarak işler yapılıyor. Onun için de ister istemez başarı geliyor, başarı kaçınılmaz oluyor. Ya bu işler şansla olmaz, şans bir kere olur, iki kere olur. Böyle Samsun’dan kalkıp şansla buralara gelinmez, bu kadar şeyi kimseye yedirmezler, yaptırmazlar.

- Gençlere tavsiyeleriniz nedir?

- Ben mutlu olayım, büyüyeceğim de ne yapacağım, gece yarılarına kadar çalışacağım da ne olacak. Ailem Samsun’da, arkadaşlarım Samsun’da, keyfimiz yerinde, Atakum’da yiyoruz, içiyoruz,’ diyorsanız bu da bir yaşam şeklidir. Samsun’da büyürsün, bir işyerin olur, eş, dost, arkadaş, sevilen sayılan biri olarak devam edersiniz. Yanlış demiyorum, bu da bir yaşam şekli... Ama eğer ben iyi bir işadamı, büyük bir işadamı olayım diyorsanız, Samsun’da kalarak büyüme şansınız bir yere kadardır. Çünkü global olman için doğru yerde olman lazım. Samsun’da belirli bir yere geldiğinde, Samsun bana ufak gelmeye başladı dediğinde hiç düşünmeden atacağın adım İstanbul olabilir. İstanbul ya da Türkiye, biz treni kaçırdık bak herkes büyümüş, paralar yapmış biz nasıl gireceğiz, nasıl büyüyeceğiz diye düşünce olmaması gerekiyor. Dünya o kadar büyüyor, nüfus o kadar artıyor ki devamlı fırsatlar çıkıyor. Yirmi sene önce cep telefonu diye bir şey yoktu, şu yoktu, bu yoktu. Biz ‘Uzay Yolu’ filmleriyle büyüdük. Bugün ‘Uzay Yolu’ filmlerinde gördüğün her şey gerçekleşti. Sadece insan ışınlama gerçekleşmedi, onun için de çalışıyorlar, belki biz göremeyeceğiz ama 50-100 yıl sonra insanın da ışınlanması bulunacak. Tasarlanan ve olmaz dediğimiz her şey oldu. Bundan sonra yaşanacak 30 yılı birileri tasarlıyor, düşünüyor. Gençlerin vakti iyi kullanması, kendilerini geliştirmeleri lazım. Kesinlikle İngilizce öğrensinler. İngilizcenin yanına da mümkünse İspanyolca, Çince, Rusça, Fransızca, Almanca gibi global hale gelen dillerden birini koysunlar. İş dünyasında, ne yapıyorsa yapsın finansal okuma yazarlığının olması lazım. Finansal tabloları, bilançoyu, okuyabilmeli, muhasebeden, paranın maliyetinden anlıyor olmalı, paranın değerini öğrenmeli. İş dünyasında parayı iyi yönetemiyorsan başarılı olamıyorsun. İyi bir yol haritası, iyi bir iş planı yapmayı öğrensinler. Bunu okullarda öğretmiyorlar, dışarıda öğreneceksin. Ağrı Dağı’na çıkacaksan, dağın yapısını, sıcaklığını, nerede konaklayacağını, günde ne kadar yol gideceğini, zirveye geldiğinde ne yapacağını, hızını, temponu planlamak zorundasın. Plansız yola çıkarsan, istemediğin bir yere gidebilirsin, kaybedebilirsin. Sonra da bırakırsın işi gücü. Para gitmiş, pul gitmiş, zaman gitmiş... Bunları nasıl yapacağını öğrenmek için hep öğrenmeye açık olmak lazım. Çalışmak, çalışmak, çalışmak… Gezmek, eğlenmek, yemek, içmek güzel ama başarı çalışmadan olmuyor. Doğru zamanı bileceksin. Doğru zamanın ne olduğunu bilmek için hep algı sistemlerin açık olacak. Yatırımın doğru zamanı mı, değil mi; kriz geliyor mu, gelmiyor mu; fırsat geldi mi, gelmedi mi, geliyor mu, gelmiyor mu bunu hissetmen lazım. Nasıl ki insanın 5 duyu organı varsa ticarette de böyle duygu organların olması lazım, görmen lazım, duyman lazım, hissetmen lazım. Bunları duymak ve hissetmek için kendini yetiştireceksin. O nedenle sadece bir şeyi bilmek yetmiyor, hukuku, finansı, teknolojiyi bileceksin, bunların yanında psikolojiyi de öğreneceksin. Benim bir aile şirketinde bu kadar başarılı olmamın sebebi, 5 yıl Japonlarla çalışmış olmak. Japonlar bana çalışma kültürünü, düşünce kültürünü, müşteriye saygıyı, çalışanına saygıyı öğretti. Verdiğin sözü yerine getirmeyi öğretti. İşini zamanında teslim etmeyi, yerine getirmeyi öğretti. Bu tür şeyleri biz dışarıda öğrendik, geldik aile firmasında uyguladık, sonra çalışanlara aktardık. Gençlerin de babası, ailesi zengin olsa dahi mümkünse dışarıya gidip, çalışıp bir iş kültürünü öğrenmesi lazım. Dünyaya açık olman lazım. Kültürel olarak Çinlilerle, Ruslarla, Afrikalılarla, Latin Amerikalılarla yani herkesin ortamına girip yaşamak lazım ki, insanlar seni sevsin. Sen eğer kültürel farklılığını ortaya koyarsan, dini inançlarını, kültürel farklılıklarını ortaya koyarsan dışlanırsın. Bunun için gideceksin, ziyaret edeceksin insanları. Bunları yapmayı herkes istiyor ama istemekle olmuyor. Bunun için ben ailemden zaman çaldım, kendi sosyal çalışmamdan zaman çaldım. Gençler kendilerini geleceğe yetiştirmek için çalışacaklar. Çünkü konuşmakla olmaz bu işler. Biraz acı bir reçete ama bunu yapacaklar. Sadece üniversite diplomasıyla, sadece İngilizce bilmekle başarı gelmez. Zaten bilgisayar hayatın olmazsa olmazı. Tüm bunların üzerinde yeteneklere, yetkinliklere sahip olmak için çalışacaklar, çalışacaklar ve çalışacaklar. Önlerine çıkan fırsatları iyi değerlendirip, kendilerine aktarılan tecrübelerden en üst düzeyde yararlanmanın peşinde olacaklar. Dürüst, çalışkan, insan gibi insan olacaklar. Nefret eden değil seven ve öğrenmeye açık olacaklar. (SON)

Yılport Samsunspor A.Ş.'nin Başkanı Yüksel Yıldırım'ın başarı hikâyesi

Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım nasıl Robert Yıldırım oldu?

Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım Trabzon'u ayağa kaldırdı

Samsunspor Başkanı Yıldırım'a 'batacaklar' dedikçe yükseldi

İşte Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım'ın imparatorluğu

Avrupalılara göre çılgın Türk: Yüksel Yıldırım



SIRADAKİ HABER