Hammurabi milattan önce iki binli yıllarda yaşamış bir devlet adamıdır.
Belki de Kur’ân’da adı geçmeyen gönderilmiş peygamberlerdendir.
Bu konuda Kur’ân ve Sünnet’te yerini bulamazsak biz de onu kanun koyucu bir devlet başkanı kabul eder geçeriz.
Türkiye topraklarında adalet arayışımızda ve bu arayışımızın maliyetinde büyük sıkıntılarımız vardır.
İster dini, ister politik kanallardan olsun, bu arayışımızda hiçbir zaman kaybettiğimizi bulamıyoruz.
Daha doğrusu bulamadık.
Dönüyoruz, dolaşıyoruz, adaleti yaklaşık 4000 yıl önce yaşamış Hammurabi kanunlarında arıyoruz.
Ülke nüfusumuzun% 99’unun Müslüman olduğunu söylüyoruz fakat, adaleti Kur’ân’da aramaya kalktığımızda zindanlara tıkılıyoruz.
Hatta Müslümanlık iddiasındaki insanlar tarafından kınanıyoruz.
Kur’ân yasaları için konulmuş bu sınırlama, Hammurabi yasaları için yoktur.
Bunun için de adaleti bu yasalarda aramaya zorlanıyoruz.
Hammurabi kanunlarının 229. maddesinde şöyle deniliyor: “Eğer bir inşaat ustası bir adama ev yapar ve yapılan ev yeterince sağlam olmayıp ev sahibinin üstüne çökerek ölümüne sebep olursa, o inşaat ustasının başı uçurulur.”
Artık Hammurabi yasalarının referansı ile adaleti tanımlasak ve bunu toplumda ikameyi istesek herhalde suçlu olmayız.
Daha buna benzer maddeler vardır.
Bunları önümüzdeki günlerde verelim ki, nasıl medeni ve güvenli bir model aramakta olduğumuzu öğrenelim.
Zira mevcut medeni yasalarla herkes yaptığı ile kalmaya devam edeceğe benziyor.
Selam ve sevgi ile…