İnançlı olarak
toplumun
değerleriyle
yaşamak;
yoksuldan çok,
zengin için
zor bir imtihan...
Şeytanın kolayca sızabileceği
her şey var zenginlikte...
Onun bu güçlü
duruşu karşısında,
nefsi direniş hiç de
kolay değil...
Bugünkü Hayat bir imtihan
adlı öykümü,
onca varlık içinde
mütevazı biçimde hayatlarını
sürdürenlere
ithaf ediyorum...


Cavit, ilçenin en zengin işadamıydı. Serveti konusunda
çeşitli rivayetler vardı. Kimi gömü buldu diyor
kimi de miras düştüğünü
söylüyordu. Oysa ikisi de doğru değildi.
Cavit, çocukluğundan beri çalışıyordu. Kazandıklarını boşa harcamamıştı.
Kazançlı yatırım yapmıştı. İlçenin futbol takımına
başkan olduğunda; o güne kadar
bilinmeyen serveti
ortaya çıkmıştı.

10 a yakın işletmesi vardı. İşyerlerinin
başında ya akrabaları ya da çocukluk arkadaşları
dururdu. Sistemi kurmuştu. Bütün işletmelerini
bilgisayar marifetiyle kontrol edebiliyordu.

Cavit, bunca zenginliğe rağmen
mazbut bir hayatı olan
iki çocuk babası biriydi. Ailesi de
gösteriş meraklısı değildi. İhtiyaç olmayan
hiçbir şeyi almaz, müsrifliği sevmezdi. Ailesine de
sürekli olarak, Bu bir imtihan diyerek
gereksiz harcamalarda bulunulmamasını
tembihlerdi.

Büyük oğlu Cemal, küçüklüğünden beri okul tatillerinde
babasıyla çalışırdı. Kah inşaatta kah markette kah
mobilya imalathanesindeydi. O da babası gibi
yetişmişti. Efendiliği, çalışkanlığı ve
tutumluluğuyla babasının gözüne girmişti.

Cemal, inşaat mühendisi olunca
babasından lüks bir otomobil istedi. Cavit,
Olmaz dedi. Bu bir imtihan Cemal, çocukluğundan
beri bu sözleri duyuyordu. Canı sıkılmıştı. Sınıfı geçtik ya baba
diyerek zenginliğini sitemkar biçimde anlatırken;
babası, böyle lüks bir otomobile
binmesinin doğru olmadığını
söyledi. Allah bizi imtihan ediyor oğlum dedi. Bu varlığı taşıyıp taşıyamadığımıza,
bu zenginlikle insanlara nasıl davrandığımıza
ve gösteriş yapıp yapmadığımıza bakıyor.

Baba haram yemedik ki dedi Cemal. Cavit, oğlunun aklına
birilerinin girdiğini anlamıştı. Tartışmak da istemedi. Israrına rağmen
istediği otomobil yerine başkasını aldı.

Cemal, eskisi gibi işe güce bakmaz olmuştu. Her akşam arkadaşlarıyla
eğlenceye gidiyordu. İlçede onun yaşında hiç kimsenin otomobili yoktu.
Cemal, ilçenin diğer zenginlerinin
çocuklarıyla adeta yarış ediyordu. Pahalı saatler takıyor,
marka giysiler giyiyordu. Babası bu durumdan rahatsızdı ama
eşi Feride Hanım oğlunun tarafındaydı.

Bir gece yarısı, evin telefonu çaldı. Devlet Hastanesi nden
arıyorlardı. Oğlu Cemal, otomobille kaza yapmıştı. Yaralıydı. Karı-koca
hastaneye gittiklerinde Cemal i, Acil Servis te ayakta tedavi olurken gördüler. Hafif yaralıydı. Üç arkadaşı da
kazayı sıyrıklarla atlatmışlardı. Cemal babasını görünce, mahcup oldu. Kafasını yere eğdi. Doktor, Önemli bir şeyi yok deyince; karı-koca rahatladı. Oğullarıyla birlikte eve döndüler.
Cemal, kazayı anlatmak istedi. Cavit, Gerek yok oğlum. Sizlere bir şey olmadı ya dedi.

Sabah olduğunda büyük bir pişmanlık yaşayan Cemal, otomobilin çekildiği tamirhaneye gitti. Araç ortadan ikiye bölünmüştü. Bu araçtan
nasıl sağ çıkmışlardı? O direğe nasıl vurmuştu? Hiçbir şey hatırlamıyordu. Kendine kızıyordu. Şımarıklığın
bedeliydi bu dedi içinden. Şimdi anlıyordu babasının imtihan uyarısının anlamını. Doğruca babasının yazıhanesine gitti. Ellerinden öptü. Babasına O imtihanı geçebilmek için bir fırsat daha verir misin? diye sordu. Cavit, mutlu olmuştu. Allah ın bu fırsatı sana vereceğine inanıyorum dedi.

Bu olaydan sonra, mütevazı bir hayat yaşayan
Cemal, çocuklarını da gösterişten uzak
yetiştirdi ve o imtihanı hep hatırlattı...

Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle...