İçe sindirmek kolay değildir...
Sindirilemeyen şey bazen bir söz olur, bazen de bir davranış...
Bu kimi zaman özel,kimi zaman da geneldir...
Ülke genelinde, terörün bir türlü bitirilememiş olması,
yolsuzlukların önlenememesi,gelir düzeyindeki adaletsizlik,
işsizliğin artması ve yoksulluk...
Bu konular, genelde bünyesi sağlamda
hazımsızlık yaratır...
Ülke genelinde olduğu gibi
kent özelinde de içlere sindirilemeyen
gelişmeler vardır...
Mesela, milletin gözünün içine baka baka söylenen yalanlar,İti ite kırdır, aradan sıyrıl
taktiğiyle oluşturulan gettolar,
kaynağı şüpheli paralarla
ortaya çıkarılan borazanlar,kin ve nefretle
karşı tarafı yok etme organizasyonları...
Ve bir yığın şeytani hesaplar...
Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz,
İçime sindiremedim deyimini iyi etti de kullandı...
Hani, yeni ilçelerle ilgili değerlendirmesinde, İlkadım ile Gazinin birleşmesi ve Atakum ilçesinde tek belediyenin olmasını içine sindiremediğini söylemişti ya...
Ben de ne yazayım diye düşünüyordum...
Başkan Yılmazın ifade edebildiği ama
bu deyimi yüksek sesle bile söylemeye çekinenleri
yazmalıydım...
Kanun benim diyerek, kendisini
12 Eylül Paşası sananların kurduğu tezgahlardan bunaldığı için burnundan soluyan insanlar ne yapmalıydı?..
Kimlere dert yanmalıydı?..
Ben kendi kendime bir yöntem buldum aslında...
Organizasyonun parçası olanları seyrediyorum...
Hepsi birer hacıyatmaz...
Ruhsuzca; bir öne, bir arkaya...
Öyle komik oluyorlar ki, anlatamam...
Seyrederken öfkelenmek yerine gülme yöntemi bu...
Öyle güzel oluyor ki, size de tavsiye ederim...