n

n

n İster yaşadığımız şehir isterse herhangi bir yer olsun bakmakla o şehir hakkında fazla bir derinliğe ulaşamayız. Şehrin içine nüfus edip caddeleri, binaları, sosyal dokuyu alıcı gözle incelemeliyiz. Bu ise ancak seyretmekle olur. Bir şeyi seyrederken ufkumuz, dünyamız açılış; bakış açımız bizi baktığımız her ne ise onun hakkında etraflıca düşünmeye sevk eder.

n

n Yaşadığımız şehirlerde önceleri zaman akıp gitse de yaşanan kültürel değerler kuşaktan kuşağa kaybolmadan taşınıyordu. Şimdilerde ise şehrin dokusuyla birlikte insan da, zaman da akıp gidiyor. Böylece insanlar birbirlerine yabancılaşıyor. Değerler aşınıyor. Şehirlerin de kimlikleri kayboluyor. Beton yığınına dönüşüyor. İnsanın zamanla, tarihle olan münasebetini günümüze aktaran yazılar kalıyor.

n

n Yaşanmışlıklar nesilden nesile aktarılamıyor; Tarih oluyor. İnsanın bu yabancılaşma gerçeği, şehrin betonla bütünleşen çehresine soğukluk veriyor.

n

n Yalnızlaşan insan; kendi değer ölçülerini bireysel olarak sürdürüyor. Oysa bizi ayakta tutan kültürel değerler, hiç aşınmadan bugüne ve geleceğe canlı bir şekilde taşınmalıdır. Bu zorlamayla değil hayatın canlılığı içinde ayakta olup gidiyor zaten. Bu eleme kendiliğinden oluyor.

n

n Maddi refah olmadan hiçbir şey olmuyor. İnsanların en temelden bir yaşam standardı olmalıdır. Bunun dışında kalanlar her şeye sahip olabilir. En alttaki temeli oluşturan tabakanın yaşam standardı yükseltilmelidir. O zaman toplumdaki ekonomik sorunlar toplumu sarsıcı noktalara ulaşamaz. Maddi gücü yüksek olanlar da mutlu bir yaşam sürerler. Aksi olunca sosyal doku bozuluyor. Küçük çapta da olsa artçı depremler meydana geliyor. Huzurumuzu bozuyor. Demek ki maddi ve manevi dayanışmanın kalıcı temellerini atarken temeli sağlam tutmazsak; maddi refahı büyütemeyiz. İnsanlarla birlikte yaşadığımız şehirlerin de yüzü ancak böyle gülebilir.

n

n ÖMER PAMUK

n