n
n n Hepimiz de kötü itirafçılarız. Ben kendi adıma karanlık taraflarımı itiraf edemediğimi itiraf ediyorum. Hiç değilse kendimizle baş başa kaldığımızda bunu yapabilmemiz gerekir. bunu bile yapamıyoruz. Hoş, zaten çoğumuzun katlanmakta en çok zorlandığı insan yine kendimiziz. O yüzden gereksiz bir sürü dımbırtı sokuyoruz hayatlarımıza. Etrafımız kımıl kımıl olsun istiyoruz. Olsun ki yalnızlığın verdiği boşlukla içimize yönlenmeyelim. Maazallah orada bir yerlerde kötü şeylerle karşılaşıp bunu itiraf etmek zorunda kalabiliriz. Nice olur o zaman halimiz? Kendimizi başkalarına beğendirmeye çalışırken; derinlerimizde gördüğümüz hilkat garibesine nasıl katlanacağız. Sonra gelsin terapiler, gelsin psikiyatrik ilaçlar… Buna hem bütçemiz dayanmaz hem de sinirsel yapımız.
n n Bakıyorum etrafıma, yanlışını tevazuyla kabul edenlerin sayısı gittikçe azalıyor, insanca yanlışlarımız en büyük kâbusumuz. Buna ek olarak “ Bu devirde haksız olsan da haklı görünmek zorundasın.” gibi bir saçmalık hepimizin yakasına yapışmış durumda. Dış dünyamızdakilerin bizi haklı olarak algılaması yeterli olmuyor. İstiyoruz ki; vicdanlarımıza hesap verirken bizimle ilgili bir pürüz yakalamayalım. Yakalamayalım da bunu nasıl yapacağız peki? Kolayı var kardeşim. İnsanlığın hizmetinde bir sürü savunma mekanizması var. Hemen bunlardan birini devreye sokarız. Olmadı, gözlerimizin önüne perde gibi gerilen hatalarımızı alır, ömrümüzün her dönemine yayarız. Halının üzerine dökülen yoğurdu gizlemek için temizlemeden özenle nasıl yayıyorsak, öyle. Sonra bir bakmışsınız kir kendini yüzeye çekmiş, kurumuş ve leş gibi kokuyor. Bu yaptığınızı unutup derin bir nefes aldığınızda, ciğerlerinize saf oksijen çekmeyi umarken; birden o yakıcı kokuyu çekiyorsunuz. Hastalığında yanında olmadığınız bir yakınınızı hatırlamanız gibi. Yardım etmek için fırsatınız ve imkânınız olduğu halde yardım etmemeyi seçtiğiniz küçük bir çocuk gibi.
n n Gözleri yıllar, on yıllar öncesinden size bakı bakıverir, kaçamazsınız. Bir zaman önce bu meseleyi itiraf edip, yüzleşseydiniz geçmişinizle, günlerce sizi uykusuz bırakıp yatağınızdan kaldırmazdı. Elinizde olmadığını düşünüyorsunuz değil mi? Haksız da sayılmazsınız. Alışkanlık haline getirmediğimiz için böyle zannediyoruz. İnsan tabiatının en zor sınavlarından biri sadece. Zamanla aşama aşama üzerinde çalışmak gerek belki de. Tabi ben bunları böyle üst perdeden söylüyorum ya, önce kendim yapmalıyım ki inandırıcı olsun. Küçük küçük alıştırmalarla iyi bir itirafçı olmaya başlamanın zamanı geldi:
n n İtirafımdır. İlk olarak ben bir pisboğazım. Günün her saati, her dakikası aklımda yemek yemek var. Bir saat önce olur olmaz şeyler tıkıştırdığım halde, çok sürmez gözlerimin önünden her tip menü resmi geçit yapar. En sevdiğim yiyeceklerin başında patates kızartması gelir. Ama insanlara bunun sağlıksız olduğunu ispatlamak için çok az tükettiğimi söylerim. Nerede, en az haftada iki kez yerim. Son zamanlarda diyette olduğum için pisboğazlığımla mücadele etmekte epey zorlanıyorum. O kadar ki, yemek yenilen bir yerden geçerken bile gözümü tabaklardan alamıyorum. Bunun ayıp olduğunu biliyorum, bir de bunu yapmamak için direniyorum. İçimden de kendi kendimle savaşıyorum, insanlar sürekli tabaklarının içine baktıklarımı fark edecekler diye.
n n İkinci olarak, toplumun içine karıştığımda tam bir röntgenciye dönüşüyorum. Kulağım insanların söylediklerinde, gözlerim onların üzerlerinde. Çoğu zaman da gözlerimi insanların üzerinden çekmekte zorlanıyorum. Yakalanıp rezil olmayacağımı bilsem ağzım bir karış açık incelemeye devam ederim.
n n İşte böyle…Bunları yüzlerce çoğaltabilirim. Çoğu da benim iç hesaplaşmam. Eminim herkesin buna benzer bir sürü iç hesaplaşması vardır. Açıp bakmak lazım tabi.
n n
n n ULTREYA…
n