Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, kalkınmak; tüketimden değil, üretimden geçer. Tüketim ekonomisi bir ölçüde vergileri artırır ise de bunun devamlılığı yoktur. Zira, yüksek dağların tepesinde toplanarak aşağıya doğru inen çığ gibi önce büyür, büyür; ama bir an gelir ki, kendiliğinden dağılır. Bu durum ise, kendi ülkemiz yerine diğer ülkeleri kalkındırmanın yoludur. Bunun en açık belirtisi ise, cari açığın büyüklüğüdür. Dünya sanayisinin geldiği bu noktada, hiçbir ülke veya kuruluş tümüyle kendi ürünlerini üretemez. Zira, dünyada belirli imalatlarda ilerlemiş ve bunun sonucu olarak lider ülke ve kuruluşlar vardır ve bunlar bir konuda özelleştikleri için de ürünleri hem kaliteli, hem de ucuzdur. Bu itibarla üretimde bu ara ürünlerin kullanılması ekonomik olmaktadır ve tüm dünya bu yönde üretiminin planlamasını yapar. Yalnız bunun anlamı, montaj sanayi şeklindeki üretim değildir. Bir ülke kendi ürünlerine, kendi damgalarını vurabilmek için, ürettikleri ürünlerde kendilerine ait bazı şeylerin olması gereği vardır. Bunun sonucu olarak da ürünlerine; made in USA, made in France, made in UK veya made in Germany yazabilmektedir. Teknolojinin ithal olduğu ve imalat için ürünlerin çoğunun da ithal edildiği bir durumda, yani böyle bir üretimin ülkede veya ülkemizde, made in Turkey yazılsa bile bunun anlamı yoktur. Ülkemizde, AR-GE ve patent çalışmaları çok azdır. Tüm bunları geliştirilmek için araştırma yapılması gerekir. Elbette, bu çalışmalar uzun zaman alır ve maliyetleri de yüksektir. Ülkemiz kolay yolu seçmekte, teknolojiyi hazır olarak almakta ve bunu uygulamaktadır. Yalnız, bunun en önemli mahsuru, bilimin ve teknolojinin akıl almaz şekilde ilerleyişi ile aldığınız teknoloji kısa bir zamanda demode olmaktadır. Eğer, gelişerek dünyaya ayak uydurmak istiyor isek, bunun yolu buradan geçmektedir. Aksi takdirde, az gelişmiş ve 76 milyonluk pazar olmaktan ileriye gidemeyiz.
Ülkemizdeki gelişmemişliğin temelinde yatan diğer husus ise önceliklerin ortaya konulmamasıdır. Yatırımlarımızı, hissi olarak sadece bizde de var ve en büyüğü bizde anlayışı içinde yapıyoruz. Elbette, inşaat sektörü kalkınmada önemli olan sektörlerden bir tanesi olarak ortaya çıkmaktadır. Fakat, bu hususta çok ifrata kaçılmaktadır. Gayri resmi rakamlara göre, ülkemizde birkaç milyon konut alıcı beklemektedir. Bu yatırımların öylece beklemesi ise, beklenilen faydalılığın ortaya çıkmaması ve ölü yatırım olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer sektörlerle birlikte ve orantılı olmaması sebebi ile de, bu sektörde bir durgunluk yaşanmaktadır. Arz ve talep kanunlarına göre, üretimin yapılması gerekir.
Kendimize ait olan tarım sektörü ise, yapılan yanlışlarla birlikte; hem üretim bakımından, hem de tüketim bakımından dışarıya bağımlı hale geldi. Giderek ağırlaşan kuraklık ve bunun getirdiği veya getireceği sorunlara karşı, tarım sistemimiz hazırlıklı değildir. Uzun süreden bu yana, üretimi artırma, artıracak yatırımlar ile sistemler üzerinde çalışma yerine, üretimin az olduğu ürünlerin ithali yönüne gidilmektedir. Tarımsal olarak ithal ettiğimiz ürünlerin miktarları onlarca milyar doları bulmaktadır. Bunun yanında diğer önemli husus ise tarım üretiminde kullanılan birçok girdiler bakımından da dışarıya bağımlılık ortaya çıkmıştır. Bu konuda da öz kaynaklarımıza dönülmesinde yarar vardır. Bunun yanında, tarım sektör olarak diğer sektörlerden çok farklıdır. Alıcısı ve satıcısı geniş tabanlıdır. Ekmeğin kilosu 10 TL, parası olan alsın, olmayan pasta yesin diyemezsiniz. Son bir yılda, tarım ürün fiyatlarındaki artış çok fazladır ve enflasyonu da tek başına körüklemektedir. Tarım konusunda çok sayıda makalem olmasına rağmen; bunların dikkate alınmadığını görmek üzücüdür. Tarım, insanlığın en eski üretim sektörüdür ve hiçbir dönemde değerini yitirmemiştir. Yalnız, bizim gibi ülkelerde en çok ihmal edilen sektördür. Samanın ithal edildiği ve etin kilosunun 30-40-50 TL olduğu ülkemizde, bu durum utanç vericidir. Eğer, et tüketimi, lüks tüketim ise söyleyecek sözüm yoktur. Belki, bizim yaşımızda olanların az yemesi gerekir, yalnız gençlerin beslemesinin vazgeçilmez ürünüdür. İnşallah, yakın zamanda hükümetler programlarını reel sektörlerin gelişmesine göre yapar. Dünyanın giderek karıştığı bir ortamda, bu ürünlerin ithal edilemeyeceği durumlar ortaya çıkabilir. Saygılarımla.