Ne zaman bir cenazeye gitsem;fani dünyada kazanma hırsının gözleri kör edişinin boşuna olduğunu duyarım...
Ne zaman bir hasta ziyaretine gitsem; sağlığın paradan çok daha önemli olduğunu dinlerim...
Her ikisinde de içimi bir huzur kaplar...
Sonra bu sözleri söyleyenlerin tersine işler yaptığını
görünce, bu çelişkiye şaşarım...
Bu garabet, insanı mutsuz ediyor...
Sonra kaybedileni bulmak için başka arayışlara
giriyor insan...
Paraya yeniden kavuşabiliyor ama sağlık bir kere kayboldu mu kolayca bulunmuyor...
Bugünkü öykü, bir şeyi kazanırken, diğer güzellikleri
kaybetmemek gerektiğini anlatıyor...
* * *
Bir tüccar, mutluluğun sırrını öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı, bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir saraya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış. Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş. Dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun sırrını açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
- Ama, sizden bir ricada bulunacağım, diye eklemiş bilge.
Delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş.
- Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.
Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
- Güzel, demiş bilge. Peki, yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvan başının yapmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?
Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü, bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
- Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı, demiş ona bilge. Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.
İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat eserlerine dikkat ediyormuş.
Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat eserlerinin zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
- Peki, sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede, diye sormuş bilge.
Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
- Peki, demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi. Sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun sırrı, dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan...
* * *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlık ve mutluluk dileğiyle...