Çok partili demokrasiye geçtiğimiz yılların ilk dönemlerini fazlaca hatırlamamakla birlikte; hatırlayabildiğim 50 yıllık süreç içinde siyasilerin hep kitabın ortasından konuştuklarını duydum, gördüm. Bazen öyle durumlarla karşı karşıya gelinmektedir ki konuşanın iktidar partisi mi yoksa muhalefet partisi mi olduğunu anlamak mümkün olamamaktadır. İktidar partisinden birisi konuşurken, bunun böyle olması gerekir, şunun da böyle olması gerekir gibi ifadelere her zaman rastlıyoruz. Demokrasi ve demokratik haklar, her dönemde gündeme gelmesine rağmen, bunlarda adım atıldığını görmek mümkün değildir. Demokrasi ve demokratik haklarla ilgili olarak söylenen sözlerin hepsi doğrudur. Yalnız, icraat ya yoktur veya tam aksi yöndedir. 1980 darbesinden sonra kabul edilen anayasa 33 yıldır yürürlüğünü sürdürmektedir. Bu anayasadan, kabul edildiği tarihten bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün partiler şikâyetçi oldu, oldular da kuvveden fiiliyata geçen bir şey olmadı. Bu şunu göstermektedir ki, herkes bu anayasadan memnun demektir. YÖK kanunundan şikâyet edildi, ama halen uygulamadadır. Açıkça söylemek gerekir ise, muhalefette olma veya iktidarda olma durumuna göre, anayasanın durumu değişmektedir. İktidarda olsanız bile hep kanunlardan şikâyet edeceksiniz. Bizim siyasetimizin temel anlayışı budur. İnsanın aklına gelen,” hemen değiştirin gitsin” demek geliyor. Ama o zaman tenkit edecek veya polemik yapacak bir şey kalmamaktadır. Bunun dışında, şikâyet etmekle birlikte, bu kanunlar iktidarda olunca, idare edenlerin hoşuna gitmektedir. Bu bakımdan da özlenen Batı demokrasisi ile ilgili olarak nerede olduğumuzu bilebilmek oldukça zordur.
Bugün paralel yapı olduğu söylenen cemaat grubunu çok öncelerden beri takip ediyorum. Asla kimseye hakaret etmem ve bunun da hoş görmem, yalnız bir gün cemaatin liderinin konuşmalarını kibar bir dil ile tenkit etmiştim. Çevremdekiler söylediklerimin hiç doğru olmadığını söyledi. Daha sonra AK Pati iktidara geldi ve ben yine kimseye hakaret etmeden tenkitlerimi söyledim. Bu sefer daha büyük reaksiyon aldım. Hatta kimileri aba altından sopa bile gösterdi. Gel zaman, git zaman bugünkü duruma gelindi. O gün benim lisanı dil ile yaptığım tenkitler bir tarafa ağıza alınmayacak küfürler ediyorlar. Bunun yanında, büyük bir oyla iktidar olan parti, uzun süredir uğraşmasına rağmen, istatistiklere göre fazlaca gücü olmayan bu yapıdan nasıl kurtulamaz, kimse kusura bakmasın ben anlayamıyorum. Ayrıca, “ne istediler ise verdik” sözünün anlamı, belirli sürede beraberliğin olduğunu göstermektedir. Her gün yeni yeni tutuklamalar, serbest bırakmalar ve yeniden tutuklamalar, anlaşılması zor durumları ortaya koymaktadır. Elbette, bütün bunlar yapılırken suçluların yanında, kimi masum insanlar da zarar görmektedir. Çok uzun bir zaman alan Ergenekon ve Balyoz davalarında hiçbir şey çıkmaması ve bunun yine paralele havale edilmiş olması ile işin içinden sıyrılmak mümkün değildir. Bütün hukukçuların söylediği gibi, “hukuk herkese lâzımdır”. Bunun için mesele hukuk olduğu zaman, hukukun evrensel üstünlüğüne göre hareket etmek gerekir. Bunu yapacak olan da iktidar partisidir. İktidar partisinin “bu, böyle olmalıydı” sözünü söyleme lüksü yoktur. Elbette, iktidar olmak kolay değildir ve iktidar olmanın en önemli rüknü ise, adil olmaktır. Sultan Süleyman’ın adaleti sözle değil, adil olmaktan geçer. Adaletin hükümran olduğu bir ülke özlemi ile saygılarımı sunarım.