Bu sorunun yanıtını merak edenlerin çok olduğunu biliyorum...
Bunu açıklamadan önce, hafızalarımızı 15 yıl geriye götürüp, bazı hatırlatmalarda bulunmam gerekiyor...
Samsunda 1994 yılına kadar 3 gazeteciler cemiyeti vardı...
Bundan hem gazeteciler, hem de yöneticiler rahatsızdı...
Dönemin Valisi Şinasi Kuşun girişimleri ile 3 gazeteciler cemiyeti, Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti çatısı altında toplandı...
İlk genel kurul tarihi, 24 Mayıs 1994tü ve DSİ Salonunda yapılan seçimlerde, iki ciddi aday vardı; rahmetli Adem Bilir ve Ferruh Çetin...
Kongre öncesinde aday olmam için yapılan ısrarlı teklifleri geri çevirmiştim. Anadolu Ajansı Bölge Müdürüydüm ve işim gerçekten yoğundu...
Hatta, rahmetli İsmet Abimin (İsmet Hatipoğlu) başkan olmam konusundaki ısrarına karşı çıkmış, bu yüzden de onunla bir süre kırgınlık yaşamıştım...
Bu arada, seçime tek liste halinde girilmesi konusunda mutabakat sağlanmış ve listeleri Adem Bilir, Ferruh Çetin ve ben yapmıştım...
Seçim tek dereceli olduğu için sadece başkan seçilecekti...
Kongre günü gelip çatmıştı. Divan Başkanı da rahmetli İrfan Yankutandı...
İrfan Abi, gündemin seçim maddesine geçildiğinde, başkan adaylarının oy pusulalarını istedi...
Bu sürede, Taner Hazinedar ve arkadaşları, divana bir önerge verip, benim başkan adayı olduğumu ilan etti...
İrfan Abi, önergeyi okurken, ben salonu terkettim... Çünkü, aday olmayacağımı söylemiştim...
Bu sırada, salon neredeyse yarı yarıya boşalmış, arkadaşlarım Bizi bırakamazsın diyerek, neredeyse yaka paça
beni geri göndermişti. Salondaydım ve hiç kimseden oy istemedim...
İrfan Abi de oy pusulamı divana vermemi söyledi. Ben yerimden hiç kalkmadım. Arkadaşlarımdan kimi kartvizitine, kimi bloknot kağıdına, kimi de gazetenin kenar boşluklarına ismimi yazıp, oy pusulası yaparak, seçim sandığından başkan olarak beni çıkarmıştı...
Sonuç açıklandığında, ben 38, Adem Bilir 27, Ferruh Çetin de 12 oy almıştı...
Geçmişte önüne gelenin cemiyet kurduğu Samsun, bu yapısıyla Türkiyede örnek bir cemiyet olmuştu...
Çünkü, Türkiye Gazeteciler Federasyonunun kuruluş aşamasında da Samsun; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Diyarbakırın yanında bölgelerinin sekreteryasını oluşturmuştu...
Zonguldaktan Artvine kadar bütün iller yapılanma içinde Samsunun sorumluluk alanındaydı..
Bu birlik ve beraberlik, Samsunu basın sektöründe
öne çıkardı. Haliyle ben de önemli görevlere geldim. 10 yılı aşkın süredir TGFnin Genel Başkan Yardımcısıyım. Basın Vakfının Yönetim Kurulu Üyesiyim. Basın Kartları Komisyonunda çalıştım.
Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybekin başkanlığında yapılan 1. Basın Kurultayının divanındaydım.
Dayanışmayla gelen ve birlikte hazırlanan onlarca başarı öyküsü...
Hangisini sayayım?..
Gazeteciler Cemiyeti, hem mesleki sorunlarda, hem de memleket meselelerindeki duyarlılığıyla saygın bir sivil toplum örgütü oldu...
Terörist başına arka çıkan İtalyayı protesto mitinginde 25 bin Samsunluyu organize edip, yürütmek kolay mıydı?..
47 cemiyet başkanını eşleriyle birlikte 3 gün Samsunda konuk ederken, Atatürk Şehrinde yaşamış olmanın gururunu dostlarla paylaştık...
Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Basın Kartları Komisyonunu da ilk kez Samsunda topladık...
İsmail Sivri, Nazmi Bilgin, Oktay Ekşi ve Uğur Dündar gibi birçok duayeni, genç meslektaşlarımızla buluşturduk...
Cemiyetimiz, birçok ünlü siyasetçiyi de konuk etti...
Onların, cemiyet anı defterine yazdıkları, tarihe düşecek önemli notlardır...
15 yılda çok şeyler yaptık...
Dahası da olabilirdi...
Bu süreçte, bazı güç odakları karşıma aday da çıkardı. 5 yıl önceydi...
Kimlere ne vaat edildiğini ve verildiğini biliyorum...
Ama, o kendini güç zannedenlerin gücü yetmedi...
3 yıl önce yapılan son seçimde de aday değildim...
Ancak kimse, kendini ortaya koyup, aday olmayınca, Bu kez son diyerek yeniden seçildim...
Bu son 3 yılda, ihanetin en alasını da gördüm, vefanın ve sevginin en babasını da...
Belden aşağı vuranlar yok muydu?..
Yabancı kişilerin fotoğraflarını koyup, sahte isimlerle beni ve cemiyeti küçük düşürmeye çalışan yüreksizler, adam gibi karşıma çıkamadı...
Bundan bir ay önce yönetim kurulunda aday olmayacağımı açıkladığım halde, bazıları Niye aday değil? diye meraklanmaya başladı...
Bunun ardında başka bir hesap olduğunu sanıp, senaryolar üretmeye çalıştılar. Adres bildik yerdi. Yine faka bastılar...
Başkanlık bir meslek değildir...
Zorla ve hatırla bu iş bu kadar olur...
Samsunda yerel gazeteleri bir kenara bırakın, abone ve bayi satışıyla yaygın gazeteleri ikiye katlayan bir gazetenin başında olmak zaten büyük bir sorumluluk...
Anlayacağınız işim yoğun...
İnsan zamanı geldiğinde, bayrağı teslim edebilmelidir...
Demokrat olmak da budur...
Ben kendi vicdanımda rahatım ve doğru bir karar verdiğime inanıyorum...
Eğer Adayım deseydim, kimse aday olmayacaktı...
İki arkadaş aday şimdi... Hangi koşulda olursa olsun, ihtiyaç duyulduğu noktada katkı vermeye hazırım dedim ikisine de ...
Benden işaret vermemi isteyenler de oldu...
Hatta, kazananın belirleyicisi olacağım söylendi...
Böyle bir şeyi kabul etmiyorum...
Doğruyu yanlışı, kamuoyunun önüne seren ve gerekirse yol gösteren gazeteciye, Şuna oy ver! telkininde bulunmak, arkadaşlarıma yapılacak en büyük saygısızlıktır...
Meslekte ağabey konumunda olan birinin söylemesi gereken şey; Cemiyetimiz için hayırlı olan seçilsin demektir...
Bilmem anlatabildim mi?..