Nöroradyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, beyin, omurga ve sinir sistemi hastalıklarının tanı ve tedavisinde nöroradyolojinin hayati bir rol üstlendiğini belirterek, gelişmiş görüntüleme ve girişimsel yöntemler sayesinde birçok hastalığın erken evrede tespit edilebildiğini vurguladı.
Nöroradyoloji; beyin, omurilik ve sinir sistemine ait hastalıkların tanı ve tedavisine odaklanan ileri bir tıp dalıdır. Manyetik rezonans görüntüleme (MR), bilgisayarlı tomografi (BT) ve anjiyografi gibi teknolojiler sayesinde, hastalıklar henüz belirti vermeden saptanabilmektedir. Prof. Dr. Kılıçkesmez, “Nöroradyoloji sadece görüntüleme değil, aynı zamanda tedavi edici girişimleri de kapsayan çok yönlü bir alandır. Bu sayede birçok hastalıkta cerrahiye gerek kalmadan çözüm üretilebilmektedir” dedi.
Beyin tümörleri, anevrizmalar, damar tıkanıklıkları, inme (felç), multipl skleroz ve omurga hastalıkları nöroradyolojinin en sık ilgilendiği alanlar arasında yer alır. Özellikle inme hastalarında zamanla yarışıldığını belirten Prof. Dr. Kılıçkesmez, hızlı ve doğru tanının hayat kurtarıcı olduğunu ifade etti. Gelişmiş görüntüleme teknikleri sayesinde, damar tıkanıklıkları dakikalar içinde tespit edilerek acil müdahale planlanabilmektedir.
Nöroradyolojinin en önemli avantajlarından biri, minimal invaziv tedavi seçenekleri sunmasıdır. Anjiyografi eşliğinde gerçekleştirilen girişimsel işlemlerle, beyin damarlarındaki daralma veya tıkanıklıklar açılabilir, anevrizmalar, AVM’ler kapatılabilir, kronik subdural kanamalar, ya da inatçı baş ağrıları hedefe yönelik yöntemlerle tedavi edilebilir. Bu işlemler genellikle küçük bir damar girişi ile yapılır ve hastalar kısa sürede taburcu edilebilir.
Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, “Eskiden açık cerrahi gerektiren birçok durum, günümüzde girişimsel nöroradyoloji sayesinde çok daha konforlu bir şekilde tedavi edilebiliyor. Bu hem hastanın iyileşme süresini kısaltıyor hem de komplikasyon riskini azaltıyor” şeklinde konuştu.
Nöroradyolojik incelemeler, sadece hastalık tanısı için değil, aynı zamanda tedavi sürecinin planlanması ve takibi açısından da büyük önem taşır. Özellikle kanser hastalarında tümörün yayılımı, tedaviye yanıtı ve olası komplikasyonlar bu yöntemlerle detaylı şekilde değerlendirilebilir.
Baş ağrısı, baş dönmesi, denge kaybı, görme bozuklukları, kol ve bacaklarda güçsüzlük gibi belirtiler sinir sistemi hastalıklarının habercisi olabilir. Bu tür şikâyetleri olan bireylerin vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesine başvurması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kılıçkesmez, erken teşhisin tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurguladı.
Gelişen teknoloji ile birlikte yapay zekâ destekli görüntüleme sistemlerinin de nöroradyolojide kullanılmaya başlandığını ifade eden Prof. Dr. Kılıçkesmez, bu sayede daha hızlı ve doğru tanı konulabildiğini belirtti. Özellikle küçük lezyonların tespitinde bu sistemlerin önemli avantajlar sağladığını söyledi.
Radyasyon güvenliği konusuna da değinen Prof. Dr. Kılıçkesmez, gerekli durumlarda en düşük doz prensibiyle hareket edildiğini ve özellikle MR gibi radyasyon içermeyen yöntemlerin tercih edildiğini ifade etti.
Prof. Dr. Özgür Kılıçkesmez, nöroradyolojinin modern tıbbın vazgeçilmez alanlarından biri haline geldiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Beyin ve sinir sistemi hastalıklarında erken tanı ve doğru tedavi, yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Nöroradyoloji, hem tanı hem de tedavi süreçlerinde hastalara büyük avantajlar sunmaktadır.”
Toplumda bu alana yönelik farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayan Kılıçkesmez, özellikle nörolojik belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini ve düzenli sağlık kontrollerinin önemini hatırlattı.





