n
n n
n n Samsun’a her gidişimde farklı duygularla dönüyorum Fethiye’ye. İnsan ruhu öyle bir karmaşa ki; ruh ölüme kadar tekâmül ediyor herhalde. İnsan ruhunu çözmek mümkün değil. Mezardan psikanalizin babası Freud ya da Jung çıksa, onlar dahi çözemez diye düşünürüm.
n n Benim de ruhum hala gelişimini tamamlamamış olmalı ki, hala insanlara iyi niyet ve dostluk ilkelerini güdüyorum. Bugünkü köşe yazımda size bir dans gösterisi anlatacağım.
n n Bu para ile dostluğun dansı olacak. Para ile dostluk zeytinyağı ile suyun öyküsü gibidir. Burada siz suyu zeytinyağı ise parayı ve dostluğu temsil edecek.
n n Siz daima su gibi altta kalırken, dostunuz zeytinyağı gibi daima sizin tepenize çıkar.
n n Su daima temiz, berrak ve huzurdur. Zeytinyağı ise yapışkan, kaygan ve kirlidir.
n n Benim de hayatımdan birçok dost ve arkadaş kervanı geldi geçti
n n Çok kervanlar yolcu ettim hayat denilen bu handan. Kimi iz bıraktı kimisi de toz ..
n n Ben bugün toz ve çamur bırakanları yazacağım. Kimileri gündüzleri Dr. Jackly geceleri ise Mr. Hyde gibi gezer. Bunlar gerçekten size güven telkin etmiş olabilirler. Maalesef ki ruhlarında fırtınalar eser. Şuur altında herkesi ezmek isteyen, narsist ve gaddar keşfedilmemiş duygulara sahiptirler. Aslında onları anlamak için psikanaliz yapmak bile yetmez. Çünkü o dahi henüz kendini keşfetmemiş, daha doğrusu keşif edememiştir. Yüzlerine yapışmış bir maske ile dolaşırlar. Ne yazıktır ki hepimizin hayatından böyle insanlar gelip geçmiştir. Ben de geriye baktığımda bir toz bulutunun ardında onları görebiliyorum. Hayatımda deneyimlerimle o kadar çok yanılgılara düşmüşüm ki bu anlatılmaz ancak yaşayanlar bilir. Oysa hayat bir pamuk ipliğinden de ince. Apansız bu dünyadan gidebiliriz. Her anımız, her saniyemiz dahi sayılı. Kötü olmak o kadar zor ki.
n n İnsan kalbi kırmak o kadar zor bir iş ki. Birinin kalbini kırdığımızda aslında kendi kalbimizi de kırarız. Vicdanımız sorgular niye diye.
n n Herkesin dünya arenasında kısacık ve küçücük bir rolü vardır. Herkes rolünü oynar. Perde iner. Salon kararır. Usulca çekip gidersiniz sahneden. Gideceğiniz yolu siz seçmişsinizdir zaten. Bu yol bazen kapkara taşlarla da kaplanmış olabilir. Sonunu bir türlü bulamadan bir labirent içinde düşe kalka yuvarlanır durursunuz.
n n Ya da bir suyu takip ederek yemyeşil ovalarda dinlenerek gökyüzünü seyrederek rüzgarla beraber uçarak gülümseyerek de gidebilirsiniz. Tercih sizindir. Allah akıl ve irade vermiş. Beyin vermiş (düşün )diye.
n n Bir de suya sabuna dokunmadan tabiri caiz ise eğrelti otu gibi yaşayanlar vardır. Cılız bir ot gibi gelip, ot gibi giderler. Oysa suya ve sabuna dokunmak lazımdır. Neme lazımcılık hiç de güzel bir şey değildir. Bir klan halinde yaşamak nasıl bir duygudur anlamam. Kendini dahi geliştirmeyi bilmeyen, klan zihniyeti ile yaşayan kişiler, neme lazımcı ve birbirleri ile sosyal dayanışma içinde komün yaşarlar. İnsanoğlunun gelişim sürecinde geri kalmayı tercih ederler. Biat etmeyi ve bireysel çıkarlarını severler. Empati yapmayı ise hiç sevmezler. Oysa dokunmadığınız yılan, bir gün dönüp sizi de kalbinizden sokabilir. Ne zaman ki üstümüze ait olmayan işlere karışırız o zaman adam oluruz. Hatta insan oluruz. Ben şahsen üstüme lazım olmayan şeylere karışmaya yani insan olmaya devam edeceğim.
n n İnsanoğlunun tekâmül etmesi ölene kadar hiç bitmez. İnsan daima kendini geliştiren ve yenileyen bir varlıktır. Eğer içinizdeki kötü duyguları yok edemezseniz ömür boyu zeytinyağı gibi olur, üstte kalırsınız ve kaygan ve kirli bir zeminde yaşarsınız. Üstelik iç huzurunuz olmaz kendiniz sevmez mutsuz yaşarsınız. Aynalar dahi size düşman gibi bakar.
n n Ne zaman ki ruhunuzu tedavi etmeye çalışır. İçinizdeki kötülükleri yok edersiniz işte o zaman berrak ve temiz bir su gibisinizdir. Siz dolgun başaklar misali tevazu ile yere bakın. Su gibi aziz ve temiz kalın.
n n Bu yazımı hayatımdan gelip geçen tüm Brütüs’lere armağan ediyorum.
n n William Shakespere’in bir sözünü yazayım da kıssadan hisse olsun.
n n “Siz beni dostlarımdan koruyun. Düşmanlarımla ben savaşırım.”
n