n
nn Benim yaşımda olanlar çok iyi bilir, MGM (Metro Goldwyn Mayer) Hollywood’un en önemli film yapımcı firmalarından bir tanesi idi ve yaptığı filmlerin girişinde kükreyen bir aslan figürü bir jenerikle, bunun kendi yapımı bir film olduğunu ifade ederdi. Adamın birisine, o yıl vizyona giren bir film çok methedilir. Adamcağız sinemaya girer, ışıklar söndürülür ve film başlar. Adam, kükreyen aslanı görünce “Ben bu filmi gördüm” diyerek, dışarıya çıkar. 1958 yılında başlayan üniversite yaşamım, 2007 yılında emekli oluncaya kadar, aşağı yukarı yarım asır devam etti. Bu süre içinde, üniversitelerin çok karışık olduğu ve kanlı olayların cereyan ettiği dönemler olmuştur. Bu olaylarda birçok arkadaşımız öldürülmüş, yaralanmış ve gadre uğramıştır. Gözlerimin önünde cereyan eden bu olaylarla ilgili, birçok kitap da okudum, vakaların perde arkasını merak ederek, olayların nedenlerini öğrenmeye çalıştım. Ülkemizde bu olaylara benim kadar nüfuz eden ve olaylara vakıf olan insan sayısı çok azdır. Üniversitelerin kaynamaya başladığı bu günlerde üzüntümün üst derecelerde olduğunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Zira, bazı figürleri değişik olmakla birlikte; ben bu filmleri çok önceden gördüm ve içinde hep acı, keder ve kayıp nesiller vardı.
nn Üniversiteye yeni başlayan genç idealisttir ve her idealist genç gibi onlar da ülkelerinin problemleri ile ilgilenmeyi ister ve çözüm yollarını kafalarında sürekli sorgular. Buraya kadar her şey normaldir ve olması gerektiği şekilde ortaya çıkar. Yalnız, bu dönemin birkaç yıl öncesine bir göz atmak gerekir. Çocukların 14 yaş civarı ruhen, fikir olarak ve bedenen şekillenmesinde çok önemlidir. Bunu çok iyi bilen, değişik radikal grup temsilcileri çocukları işleyerek, onlardan militanlar yaratmaya çalışır. Her dönemde bu gruplar ne yazık ki, başarılı olmuşlardır. Bu bakımdan üniversiteye gelen öğrenciye, üniversitenin verdiği ve verebileceği bir şey yoktur. Zira, onlar tamamen politize olmuş olarak gelirler. 27 Mayıs 1960’da üniversite ordu omuz omuza söylemine rağmen; 1980 yılındaki, 12 Eylül sonrasında üniversiteler anarşinin kaynağı olarak cezalandırılmışlardır. Her iki darbe hareketinde de üniversite, daha doğrusu üniversite öğrencilerinin nasıl kullanıldıklarını içim sızlayarak, çok iyi hatırlıyorum. O dönemlerde tarafsız olmak veya bir tarafı tutmak arasında bir fark yoktu. Her zaman tehlike içinde idik, hayatta kalmamız ise, bir şans eseridir. Şimdi de kısaca yapılan hatalar ve tedavi süreci üzerinde birkaç söz etmek isterim.
nn Kayıp nesiller yetiştirmemek için öncelikle, işe aile terbiyesi ile başlamak gerekir. İyi bir aile terbiyesini eğitim tamamlar. Çocuklarımızı yetiştirirken onların çok yönlü bir eğitimden geçmelerine, her türlü fikre tolerans ile yaklaşacak şekilde olmalarını temin etmeliyiz. İnsanlar beslenirlerken, nasıl çok yönlü besleniyorlarsa; çocuklarımızı da bu şekilde eğitmemiz gerekir. Önümüze konulan bir balık veya etin nasıl, kemik kılçıklarını ayıklayarak yiyor isek; okuduklarımızdan da bazı şeyleri ayıklayarak, bizim için faydalı olanları almalıyız. Nasıl hep fast food ile beslenenler yararsız besinler alıyor ve obez oluyorlarsa; tek taraflı okuyanlarda da aynı sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Onun için gençleri her türlü fikirle donatarak, öncelikle de toleranslı olmayı öğretmeliyiz. Televizyonlardaki oturumlarda, panellerde ve diğer konuşmalarda; farklı grupta olmalarına rağmen, aynı şeyleri ifade etmekle birlikte, birbiri ile kıyasıya münakaşa edenleri çok gördüm. Her iki taraf da, karşı taraf ne derse desin, onun yanlış olacağına şartlanmış olarak işe başlamaktadırlar. Bugün bırakın üniversite gençlerini, siyasetin bütün aktörlerinde aynı durumla karşılaşıyoruz. Kimileri, hocam sizin bu konuda hatalarınız yok mu, idi; sorusunu soracaktır. Elbette, olmuştur ve kendi şahsım adına elimden geleni yaptığımı, hangi fikirde olursa olsun, öğrencilerime aynı değerde yaklaştığımı ve onlara toleranslı olmayı öğütlediğimi söyleyebilirim. Gençlik üzerinde bu şekilde oyunlar oynayanları buradan telin ediyorum. Çünkü, iyi veya kötü bir ömrü tamamlamak üzereyiz. Fakat, gençler bizim ve geleceğimizin mimarları olacaklardır. “Eğitim-öğretime verilecek önem, her türlü ekonomik faydalılığın üzerindedir, eğitimsizlik cehalettir ve o da zaten fakirliktir”. Saygılarımla.
n