n

n
n Biraz ondan, biraz bundan, bütün hayatımızı böyle bir karışım haline getiririz, maşallahımız var. Resim, müzik, tiyatro, matematik, yabancı dil, belki biraz da yazı yazma uğraşı… Hani derler ya “yarım yamalak”. Tam bir haftadır kendimi kınıyorum bu yüzden. Birçok şeyi tam tamına öğrenememişim, bütünsel bir hayatım yok gibi geliyor. Rahatlamak için bir anlığına gözümü güzel yurdumun insanının üzerine çeviriyorum. Sonra da “Oh be!” diye derin bir nefes alıyorum. Nihayetin de ben de onların bir uzantısıyım. Mesela toplumumuzun büyük bir çoğunluğu tıpkı benim gibi matematik özürlü, Allahıma bin şükür. Herkesin matematik profesörü kesildiği bir ülkede kendimi nasıl hissederdim bilmiyorum. Sonracıma, enstrümanı (gitar ve yan flüt) tam olarak öğrenemediğim için komplekslerden mide krampları geçiriyorum ya, geçenlerde naçizane bir istatistik yaptım. Tabi kendi aile efradım çerçevesinde. Kendim dışında yüz akrabamdan sadece üç tanesi bir enstrüman çalabiliyor. Yarım yamalağım diye kahrediyordum ya, bu gerçeği sayısal olarak önüme dökünce göğsüme koca bir maşallah kondurasım geldi. Sanatın diğer dallarını ve yabancı dil öğrenme merakını da araştırsak buna yakın bir istatistiki değere ulaşacağımız malum. Böyle bir araştırmayı toplum genelinde benden önce yapanlar mutlaka vardır. Bir sürü anket kurumu var. Belki de kişisel olarak değil de sosyolojik olarak duruma üzülmeliyim. Tabi bazılarımız istisnai durum arz edebilir. Kabul, işe tamamen kişisel olarak yaklaşıyorum. Belki toplumun bir iki katmanında tersine örnekleri de vardır. İnsanlar günlük rutininin arasına üst düzey sanat ürünleriyle uğraşmayı ekleyip, kendilerine hedefler koyabiliyorlardır. Doğrusu az da olsa kendini bazı alanlarda tamlamış insanların olması yüreğime su serper. Ressamları, müzisyenleri, kısacası işi sanat olanları ayrı tutmak lazım. Bunların dışında, umarım birileri, bir yerlerde kendi yetenekleri ve istekleri doğrultusunda, ruhunu rahatlatan alanlarda derinleşiyorlardır. Zira birçoğumuz; bu kadar güzel bir ülkede gözlerimiz hayata kapalı, zamanımızı doldurup gitmiş olacağız. Adımızı bir yerlere yazdırmasak da olur, içimizi genişletsek, renklerimizi çoğaltsak yeter. Geleceğin sorumluluğunun şu an aldığımız her nefesin içine sindirilmiş olduğunu unutmamak lazım. Akan derelere vokal yapan kuş cıvıltılarının değerini bilmeyen, duyarsız bir nesle öncülük etmeyi kim ister? Çocuklarımıza estetiği olmayan şehirler, yapılar ve yaşam alanları bırakıp gittiğimiz yetmiyormuş gibi, bu eğriliğin içinde birbiriyle bir karışlık iletişim kuran bir güruh bırakmış olacağız ardımızda.
n
n Onun için şimdiden bir doktor; eline neşterini aldığında insan denen o muhteşem sanat eserinin derisinden içeri girdiğini biliyor olmalı; bu ihtişam karşısında hayretler içinde kalmalı. Sanatın ışığı altında aydınlanan gözleriyle insanlara tamir edilecek makineler gibi davranan teknikerlerden kendini ayırabilmeli. Dünya geleceğinin en önemli hammaddesine, insana şekil veren bir öğretmen; sanatla, kitaplarla iç içe yaşamayı bilmeli ve bunları sadece insanın boş zamanlarını dolduran uğraşılar olarak algılamamalı ve algılatmamalı. Bunun tersi bir kabusun içinde nasıl bir geleceğe imza atıldığını Allah bilir.
n
n Sanatı ve estetiği gözlerinin arkasına yerleştirdiğimiz her insan, tüm güzelliklerin ve güzel işlerin garantisidir. Şimdilik yarım yamalak olsa da bir yerlerden başlamak gerek.
n
n
n
n
n
n
n
n ULTREYA….
n
n
n