n

n
n Bizim devlet ve millet olarak “barış ve demokrasi adına asilerle kucaklaşmamız hiç de yeni değildir. Tıpkı uğradığımız ihanetler, aldanışlar ve aldatılışlarımızın da yeni olmayışı gibi. Her ihaneti, her isyanı kendilerince “Cumhuriyet’in inkarcı ve asimilasyoncu!” politikasına bağlayan siyasetçilerin, yazar-çizerlerin, yarım aydınların bilmedikleri ya da bildikleri halde bilmezden geldikleri ve hatta bilinçli şekilde çarpıttıkları Osmanlı’nın son iki, özellikle de son bir yüz yılı bu konuda sayısız örneklerle doludur.
n
n
n
n Osmanlı yı bilmeden “Yeni Osmanlılık” macerasına kalkışanların, II. Abdülhamit’i bilmeden Abdülhamit ticaretine soyunanların bilmediği gerçek İttihatçıların işin başında asla ve kata Türkçü ve Turancı değil tam tersine Osmanlıcı ve İslamcı olduklarıdır. “İttihat-ı anasır” ve “İttihat-ı İslam” hayal ve inancıyla yola çıkanların uğradıkları hüsrandan bugüne çıkarılacak çok dersler vardır.
n
n
n
n Önce şu dört kelimeden ibaret sloganı bir kenara not ediniz lütfen: “Uhuvvat, Musavat, Adalet, Hürriyet.” Sonra da şu şiire bir kulak veriniz: “Ey sevgili asker/ Ey şanlı birader/ Ey kalbi büyük Türk/ Ey ruhu temiz Türk/ Ey Ermeni kardeş/ Bulgar vatandaş/ Ey Musevi dader(kardeş)/Ey Rum birader/ Geliniz toplanalım, eğlenelim/ Geliniz oynaşalım, zevk alalım/ Vatan millete en şanlı düğün/ En mukaddes bir iyd(bayram) bugün…”
n
n
n
n Dört kelimelik slogan İttihat ve Terakki’nin sloganıdır; kardeşlik, eşitlik, adalet ve özgürlük. İkinci Meşrutiyet in ilanından sonra İstanbul, Edirne, Selanik ve diğer illerde İttihatçılarla Rum, Bulgar, Ermeni ayrılıkçı ve komitacılar bu sloganı söyleyerek kol kola dolaşıyorlardı. Şiir ise Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının yıldönümünde(1 Eylül 1908) Yeni Edirne Gazetesi nde yayınlanmıştı. Kimse dışarıda bırakılmamış, herkes kardeş kabul edilmiş ve bayrama çağrılmış!
n
n
n
n Her şey ne kadar güzeldi. Demokrasi gelmiş, Osmanlı tebaası unsurlar “kardeşlik, eşitlik, adalet ve hürriyete” kavuşmuşlardı; artık her şey başka olacaktı. Ülkeye barış, kardeşlik, eşitlik, adalet gelecekti. 1908’in yazında bizim saf İttihatçılarla kol kola girerek demokrasi sloganları atan Bulgar ve Rumlar, sadece dört yıl sonra 1912-13’ün karakışında Sırplar ve Karadağlılarla birleşerek bize saldıracaklar ve 650.000’i aşkın Müslüman Türkün kanına girecekler, 800.000’den fazlasını da yerinden yurdundan edeceklerdi.
n
n
n
n Yıllarca Selçuklu ve Osmanlı Türk devletlerinin koruyuculuğu altında rahat bir hayat süren, Türk unsuru cephelerde kırılırken kendileri köyleri ve kentlerinde huzur ve güvenlik içinde yaşayan, servetlerine servet katan ve devletin kurucusu, vatanın gerçek sahibi, milletin unsur-u aslisi Türklerin aleyhine zenginleşen Ermeniler ise Birinci Dünya Harbi’nin başlamasıyla birlikte ayrılık bayrağını açarak cephelerimizin gerisine saldıracaklardı. Rumların Pontus sevdası ise bize Yunan askerinin İzmir’in işgaliyle başlayan ve Ankara’nın alınması hayaliyle süren uzun ve kanlı bir Milli Mücadele ye mal olacaktır.
n
n
n
n İttihatçıların Türkçülüğü işte tüm bu ihanetlerden sonradır ve ortada ondan başka bir reçetenin kalmaması yüzündendir. Daha önce de yazdım ama yine yazacağım; tarih sadece ders almasını bilmeyenler için tekerrür edermiş. Ders almasını bilecek kadar bilgisi ve aklı olanlar aynı tuzağa ikinci defa düşmezlermiş. Umarım devlet ve siyaset adamlarımız, adım adım yaklaştığımız tuzağa düşmekten son anda kurtulacak basireti gösterirler.
n
n
n