n

n

n Ben başladım; bunca olana bitene rağmen siz hala başlamadınız mı? Aklınız mı çok sağlam yoksa çok mu umursamazsınız? Ya da ben mi çok evhamlıyım?

n

n Adam elini beline atıyor ve “ Atma vururum” diyor. Vururum dediği devletin görev yapan polisi. Atma dediği de azgın kalabalıkları dağıtmak için kullandığı göz yaşartıcı bomba. “Atma vururum…” Bu bal gibi tehdit, bu bal gibi kamu görevlisinin görevini engelleme girişimi. Bu Türk Ceza Kanunu’na göre suç. Ben yapsam, siz yapsanız, herhangi bir sade Türk vatandaşı yapsa anında yakalanır, anında savcı ve hakim karşısına çıkarılır ve büyük ihtimal anında tutuklanır. Ama o serbest, onun kılına dokunulmuyor, daha doğrusu dokunulamıyor. Çünkü onun dokunulmazlığı varmış. Çünkü o milletvekiliymiş! Hem de son dönemin “en ziyade iltifata mazhar!” partisinin milletvekili. Canı isteyenin polise yumruk, canı isteyenin emniyet amirine tokat attığı ve canı isteyenin de Meclis kürsüsünden bu milleti, bu milletin asli unsurlarını “Siz buranın sahibi değilsiniz, haddinizi biliniz” diye tehdit edenlerin partisinin vekili. “Ağam” oldukça da yiğit ve bir o kadar da pişkin. Ertesi gün basının karşısına geçmiş adeta meydan okuyor. Silahını çekmemiş, çekseymiş hedefi hem de ve de tam da alnının ortasından vururmuş, hiç perva etmezmiş!

n

n Adam -hapis mi tutuluyor yoksa konuk mu o da giderek belirsizleşiyor- oturduğu adadan tarihin en köklü devletiyle -tarihin en şanlı milletinin gözü önünde- pazarlık yapıyor. Daha doğrusu şartlar dayatıyor. Milletin unsur-u aslisinin adı anayasasından ha silindi ha silinecek. Özerkliğe ve her özerklikte olduğu gibi kaçınılmaz olan bölünmeye giden yolların kilometre taşları güpegündüz döşeniyor. Milletin “Peygamber Ocağı”, Yahya Kemal’in “İslamın son ordusu” dediği ‘Türk Ordusu’nun Genelkurmay Başkanı terör örgütü elebaşı olarak hapiste yatıyor. Başbakan bile isyan ediyor ama eski komutanlarının, eski silah arkadaşlarının gıkı çıkmıyor. Biri İzmir’de “soğan doğrayacağı etin kasaptan evine gelmesini” bekleyerek, diğeri de Fenerbahçe tribünlerinde amigoluk yaparak gününü gün ediyor.

n

n Milli Mücadele’nin yiğit evladı Muğlalı Mustafa’nın adı vatana büyük hizmetler verdiği asker ocağının kışlalarından ve Türk adı bu vatanın dağlarından silinirken Seyit Rızaların, Şeyh Saitlerin anıtları bizim kesemizden ve belediyeler tarafından yaptırılıyor ve törenlerle açılıyor da kimsenin gıkı çıkmıyor.

n

n İktidar partisinin milletvekili “Yunanlılar İzmir’e hiç çıkmadı, İstiklal Savaşı hiç olmadı, şehitlikler sanal, mezarların içi boş” derken ana muhalefetin milletvekili de “İstiklal Harbi’nde Ege’de Rumlara soykırım uygulamışız” diyor. Onlar diyor da bu millet bu hezeyanlara karşı en ufak bir demokratik tepki göstermiyor. Benim şanlı milletim sanki ölüm uykusuna yatmış ya da üzerine ölü toprağı serpilmiş. Mehmet Akif Ersoy kendi zamanındaki ilgisizliğe, tepkisizliğe “His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?/ Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin. / Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? /Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?” diye isyan ediyordu.

n

n Akif olsaydım/olabilseydim ben de böyle isyan ederdim. Ama değilim ve de olamam. Onun için de ancak aklımdan şüphe ederim, aklıma şaşarım. Aklımdan şüphe etmezsem, devletimden, milletimden, haktan, hukuktan şüphe edeceğim. Edemem ki, etmem ki, bir kere vatan dedik, bayrak dedik, millet, din, devlet dedik. Bir istikbali bir ideale feda ettik. Dönüp de yanılmışız diyemem ki, demem ki. Milletimden, devletimden şüphe etmek yerine aklımdan şüphe etmeyi tercih ederim. Benim zavallı aklım olanları almıyor. Sizin alıyor mu?

n

n

n