Üniversiteler kurarız.

Hastaneler yaparız.
Gökdelenler dikeriz.
Dev gemiler yapıp denize salarız.
Hızlı trenlerden söz ederiz.
Her yere havalimanları inşa ederiz.
Ülkeyi bir baştan bir başa otobanla donatırız.
Daha da ileriye giderek ‘En iyisi bizde’ diye hava atarız.
Atarız ama bir türlü işletmede başarılı olamayız.
Zira altyapısız işlerde üstümüze yok.
Önceki gece İstanbul Atatürk Havalimanı’nda komedi vardı.
Türk Hava Yolları uçağı ile Samsun’a geleceğiz.
Önce 403 numaralı kapı gösterildi.
Dakikalarca bekledik.
Kapı değiştirildi.
402 dendi.
Koşarak biz Samsunlular yeni kapıyı bulduk.
Beklemeye koyulduk.
Uçuş saatimiz 21.00 idi.
Dakikalar kalmıştı.
Bir türlü bizi uçağa ulaştıracak kapıdan almadılar.
Malatya yolcuları sonrası, dediler.
Uçuş saati geldi-çattı.
408 nolu kapı denilip yeni bir koşturmaca başlatıldı.
Gittiğimizde meğer Onur Air yolcuları için denilmiş.
Bu kez 405 nolu kapı gösterildi.
Rotar da bir saat.
Eyvallah, dedik.
Beklemeye koyulduk.
Rotar saati geldi, kapıda bekleyiş devam etti.
22.15 sıralarında kapı açıldı ve kapı kapı dolaşmamıza son verildi.
Adeta fıkra gibi bir koşuşturmaca.
Uçak içinde de sürdü.
Yaşlı bir yolcu eşini kaybettiğini söyleyip, ‘bulun’ diye diretti.
İkna edildi.
Bu kez bir anons yapıldı.
Bir bayanın eşini kaybettiği söylendi.
Buluşmalarıyla yolculuğa hazır olduk.
Türk Hava Yolları ile övünüyoruz.
Avrupa’nın en iyi hava yolu diyoruz.
Koca havalimanında uçağa yolcu alımını gerçekleştirebilecek memur yok.
Üniversite yaparız.
Hoca bulamayız.
Okul yaparız öğretmensiz.
Otobanlar yaparız, araçların hızını yer yer 30 kilometreye kadar düşürürüz.
Halkına tuzak kurma adına.
Trafiği de altüst ederiz.
Hastanelerin en iyisini yaparız.
Ne doktor bulabiliriz.
Ne de sağlık personeli.
Kısacası altyapıda sıfırız.
Beceriksizlikten mi?
Yoksa hesap-kitap bilmeyişimizden mi?
Yorum sizin.