Büyükler,
her zaman
hatırlanmayı ister
ama bayramlarda
bu istek daha
da artar...
Bugünün
gençleri de
bir gün
pirifani
olacaktır...
Bu döngü
içinde,
büyükleri
hatırlayanlar da
karşılığını alacaktır...
Çünkü, çocuklar
ana-babadan ne görüyorsa
onu yapar...
Bugün Ana ile oğlu
öykümü,
çocuklarını
böyle yetiştiren
anne ve babalara
ithaf ediyorum...

* * *
Yine bir bayram
sabahıydı. O yine
penceredeydi. Komşuların
çocukları
el öpmeye
gelmese,
sandalyeden
hiç kalkmayacaktı.
Akşam olmuştu. Yine gelmeyecek
diye söylenirken,
kapının zili çaldı. İlerleyen yaşına
rağmen bir ok gibi
fırladı yerinden. Kapıyı büyük bir
umutla açtı. Karşısındaki
üst kat komşusu
Sevil di. Ona yaptığı
lahana dolmasından getirmişti.
Gülbeyaz Hanım, Sağol kızım dedi. Niye zahmet ettin
Sevil i yolcu ettikten sonra
karnı
aç olmasına rağmen lahana dolmasına dokunmadı.
Bir umutla pencerenin
önüne oturdu yeniden. Geçen bayram da
gelmemişti oğlu. Hatta 2 ayı aşkın bir süredir
onu hiç görmemişti. Oğlunun işi yoğundu.
Gelemedi ama telefon da açmadı hiç. Gelinim de
aramadı diye söylendi.
Hayatta tek oğlu kalmıştı. Kocasını
yıllar önce kaybetmişti.
Oğlu Şefik in, Anne bizde kal ısrarına rağmen
o evini tercih etmişti. Şefik, 2 ayı aşkın bir süre öncesine kadar da
her gün annesinin
yanına uğrar, akşamları da
telefonla halini hatrını sorardı. Oğlumu üzecek hiçbir şey
yapmadım. Neden böyle oldu? diye geçirdi aklından.
Dayanamayacağı
kadar bir hasret çökmüştü içine. Oğlunun evine
gitmeye karar verdiğinde,
yatsı ezanı okunuyordu. Abdestini
aldı, namazını kıldı. Sevil in
kapısını çaldı. Kocasının otomobili vardı. Durumu anlattı. Sevil,
Ne demek abla dedi. İstersen ben de geleyim.
Sevil in eşi Ergül,
üstünü değiştirip,
geleceğini söyledi.
Gülbeyaz Hanımın oğlu
Şefik, Gaziosmanpaşa
Mahallesi nde oturuyordu.
Balaç tan 20 dakikada
oğlunun evinin önüne geldiğinde;
ışıkların yanmadığını gördü. Kapının zilini
birkaç kere çaldı. İçeriden de
hiç ses gelmiyordu. Gülbeyaz
Hanım, daha çok telaşlandı. Karşı dairedeki
komşusunun
ziline bastı. Kapıyı genç bir
kadın açtı. Oğlum Şefik e gelmiştim ama
evde kimse yok galiba dedi.
Ne diyeceğini şaşıran
genç kadın Buyrun eve geçelim
dediğinde
Sevil, genç kadının bu halinden
bir gariplik olduğunu
anlamıştı. Ergül e
Siz Gülbeyaz abla ile
aşağıya inin. Ben geliyorum dedi.
Onlar aşağıya inerken,
Sevil, genç kadına yanaştı. Tatsız bir şey mi var?
diye sordu. Nasıl anlatsam bilemiyorum dedi.
Sevil, Anlat kardeşim dedi. Genç kadın,
Şefik ve karısının
Şeker Bayramı nda
Balaç ta oturan annelerine
giderken, bir otomobilin
çarpması sonucu
hayatlarını kaybettiğini söyledi.
Geçen bayram haa diyebildi Sevil. Merdivenlerden
aşağıya inerken,
düşmemek için
duvara tutundu. Bunu Gülbeyaz ablaya nasıl anlatacağını düşündü. Söylemesem mi acaba dedi.
İleri derecede diyabet ve kalp rahatsızlığı
bulunan Gülbeyaz Hanım,
bu acıya dayanacak güçte değildi.
Bu düşüncelerle
merdivenden
indi, otomobile bindi. Gülbeyaz Hanım,
Ne oldu kızım? diye sorduğunda;
2 ay önce taşınmışlar diyebildi. Kendi de inanmamıştı
söylediklerine
ama
ağzından böyle bir söz çıkmıştı işte. Kocası Ergül,
otomobili kullanırken,
dikiz aynasından karısına baktı. Göz göze geldiler. Sevil,
ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
Nereye taşınmışlar?
dedi Gülbeyaz Hanım. Onlar da bilmiyor abla
Gülbeyaz Hanım, oğlu ile gelininin
yurtdışına çalışmaya gitmiş olabileceklerini söyledi.
Çünkü, gelinin ağabeyi de
Belçika da çalışıyordu. Ama dedi. Giderken
niye uğramadı . Acele işi vardır, dedi.
Hıçkırıklar,
Sevil in boğazına düğümlenmişti.
Kendisi de bir anneydi ve
Gülbeyaz Hanımı anlıyordu.
Evlerine geçtiklerinde,
Sevil adeta bir yanardağ
gibi patladı. Bağıra bağıra ağlıyordu.
Söylemeli miydim Ergül
dedi. Ana yüreği bu nasıl dayanır?
Allahım yol göster ne olur
Gülbeyaz Hanım, bayramın
ikinci gününde de
pencere önünde oğlunu bekledi.
Oğlu ve gelini
yine gelmemişti.
Gülbeyaz Hanım,
oğlu ve gelini
için hep güzel şeyler düşündü.
Yurtdışından hem de torunlarıyla
birlikte döneceklerdi.
Sevil ile kocası Ergül,
ona eskisinden daha çok sahip çıktı. Gerçek
bir evlat gibi davrandı.
O son nefesini verene
dek umudunu yitirmedi ve
penceresinin
önünde yıllarca
oğlu, gelini ve torunlarını
bekledi.
Bu direnç,
onu hayata bağlamıştı.
Öldüğünde
90 yaşındaydı...

* * *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Huzurlu ve sağlıklı
günler dileğiyle...