Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2025 yılı sonu verilerine göre Türkiye'de her üç evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. Bu oran, özellikle büyükşehirlerde daha yüksek seyrediyor. Ankara, hem nüfus yoğunluğu hem de aile mahkemelerindeki dosya sayısı bakımından İstanbul'un hemen ardından geliyor. 2026 yılının ilk çeyreğine ait mahkeme verilerine göre Ankara aile mahkemelerinde görülen dava sayısı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde on dört oranında artış gösterdi. Bu artış, yalnızca boşanma taleplerinden değil; boşanma sonrasında ortaya çıkan nafaka, velayet ve mal paylaşımı uyuşmazlıklarından da kaynaklanıyor.

Ankara'da Gayrimenkul Uyuşmazlıkları: Mahkeme Koridorlarındaki Sessiz Yoğunluk
Ankara'da Gayrimenkul Uyuşmazlıkları: Mahkeme Koridorlarındaki Sessiz Yoğunluk
İçeriği Görüntüle

Uzmanlar, söz konusu artışın ardında birden fazla etkenin yattığını vurguluyor. Ekonomik baskılar, konut maliyetlerinin yükselmesi ve çalışma hayatındaki stres faktörleri, evlilikleri zorladığı gibi boşanma sonrası müzakere süreçlerini de çıkmaza sokuyor. Özellikle nafaka ve velayet konularında tarafların anlaşmazlığa düştüğü dosyaların oranı, son iki yılda belirgin biçimde yükseldi.

Nafaka Tartışmaları Yeniden Gündemde

Türk Medeni Kanunu'na göre boşanma sonrasında ekonomik açıdan zor duruma düşen eş, karşı taraftan yoksulluk nafakası talep edebilir. Ancak uygulamada bu hak, taraflar arasında sıklıkla anlaşmazlık konusu oluyor. 2023 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gündeme gelen nafaka süresinin sınırlandırılmasına ilişkin düzenleme tartışmaları hâlâ tamamıyla netlik kazanmış değil. Bu belirsizlik ortamı, özellikle Ankara gibi büyük şehirlerde boşanma sürecine giren çiftlerin hukuki pozisyonlarını sağlama almak için daha erken davranmasına neden oluyor.

Ankara Barosu'ndan edinilen bilgilere göre 2025 yılı içinde kayıt altına alınan boşanmaya bağlı nafaka davalarının yüzde kırk ikisi, boşanma kararı kesinleşmeden önce ihtiyati tedbir talebiyle başlatıldı. Bu oran, bireyler açısından hukuki hazırlığın ne denli kritik hale geldiğini gözler önüne seriyor.

Velayet: En Çok Anlaşmazlık Çıkan Alan

Uzmanların ortak görüşüne göre boşanma davalarında en uzun soluklu ve duygusal açıdan en yıpratıcı süreç, velayet müzakereleri. Mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alarak karar verse de "üstün yarar" kavramının yorumu, davadan davaya değişiyor. Bu durum, sonuçların öngörülmesini güçleştiriyor ve tarafları daha kapsamlı hukuki hazırlığa itiyor.

Ankara'daki aile mahkemelerinde görülen velayet davalarının önemli bir kısmının, yabancı uyruklu ya da farklı şehirlerde ikamet eden eşleri kapsadığı dikkat çekiyor. Uluslararası velayet uyuşmazlıkları ise çok daha karmaşık bir hukuki zemin gerektiriyor. Bu tür davalarda Lahey Sözleşmesi hükümleri devreye girebiliyor; sürecin teknik boyutu giderek derinleşiyor.

Avukatsız Yürütülen Davalar Hangi Risklerle Karşılaşıyor?

Boşanma davası açmak Türkiye'de teknik olarak avukat zorunluluğu gerektirmiyor. Ancak uygulamada avukatsız sürdürülen davaların sonuçlanma süresi, avukatla yürütülen davalara kıyasla çok daha uzun. Bunun yanı sıra dilekçe hazırlama aşamasındaki hatalar, usul itirazları veya delil yetersizliği gibi sorunlar, tarafların maddi ve manevi olarak daha büyük bedeller ödemesine yol açabiliyor.

Aile hukuku alanında çalışan hukukçular, özellikle Ankara gibi büyük şehirlerde sürecin karmaşıklığının her geçen yıl arttığını belirtiyor. Nitekim son dönemde Ankara boşanma avukatı aramalarının dijital platformlarda belirgin biçimde yoğunlaştığı gözlemleniyor; bu durum, bireylerin hukuki destek arayışının artık daha bilinçli bir şekilde yürütüldüğüne işaret ediyor.

Mal Rejimi Tasfiyesinde Yaşanan Sorunlar

Türkiye'de 2002 yılından itibaren yasal olarak uygulanan edinilmiş mallara katılma rejimi, boşanma davalarının finansal boyutunu doğrudan etkiliyor. Bu rejime göre evlilik süresince edinilen mallar kural olarak eşit paylaşılıyor. Ancak hangi malların bu kapsama girip girmediği; miras yoluyla edinilen taşınmazlar, şirket hisseleri ya da evlilik öncesine ait birikimler söz konusu olduğunda ciddi hukuki tartışmalara kapı açıyor.

Ankara'da görülen boşanma davalarında mal paylaşımına itirazların arttığı gözlemleniyor. Özellikle yüksek değerli taşınmazların varlığı ya da eşlerden birinin serbest meslek sahibi olması durumunda, dava süreçleri aylarca hatta yıllarca uzayabiliyor. Bu tablo, uzlaşma süreçlerinin mahkeme öncesinde ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Anlaşmalı Boşanma: Cazip Ama Dikkat Gerektiren Seçenek

Tarafların uzlaşı içinde başvurabildiği anlaşmalı boşanma, Türk hukukunda daha hızlı ve pratik bir yol olarak öne çıkıyor. Evlilik en az bir yıl sürmüşse ve taraflar protokol üzerinde mutabık kalmışsa, mahkeme çoğu zaman tek duruşmada kararını açıklıyor. Ancak bu protokolün eksiksiz ve ileride itiraz konusu olmayacak şekilde hazırlanması, pratikte göründüğü kadar kolay değil.

Nafaka miktarının belirlenmesi, velayet düzenlemesinin çocuğun yaşam koşullarına uygunluğu ve mal paylaşımının adaletli biçimde kurgulanması; anlaşmalı boşanma protokolünün üç temel ayağını oluşturuyor. Bu noktalardan herhangi birinde yetersiz kalınan protokoller, boşanma sonrasında tekrar mahkeme kapısına çıkılmasına zemin hazırlıyor.

Dijital Delil ve Sosyal Medya: Davalarda Yeni Bir Boyut

2026 itibarıyla Ankara aile mahkemelerinde dikkat çekici bir eğilim daha öne çıkıyor: Dijital delillerin dosyalara dahil edilmesi. Sosyal medya paylaşımları, mesajlaşma uygulamalarından elde edilen yazışmalar ve konum bilgisi içeren fotoğraflar; aldatma, şiddet ya da çocuğun ihmal edildiğine ilişkin iddiaların ispatında giderek daha sık kullanılıyor.

Adli bilişim firmalarına yönelik talebin son iki yılda önemli ölçüde arttığı biliniyor. Mahkemeler, bu tür dijital delilleri değerlendirirken hukuka uygun yollarla elde edilip edilmediğini titizlikle inceliyor. Hukuka aykırı yöntemlerle toplanan deliller ise dosyadan çıkarılmakla kalmayıp karşı taraf için yeni hukuki taleplere kapı aralayabiliyor. Bu gelişme, delil sürecinin de bir uzmanlık alanına dönüştüğünü açıkça gösteriyor.

Arabuluculuk: Mahkemelerin Yükünü Hafifletme Çabası

Aile hukukunda zorunlu arabuluculuk uygulamasına geçilmesi için Türkiye'de zaman zaman çeşitli öneriler gündeme geliyor. Ticari uyuşmazlıklarda başarıyla uygulanan arabuluculuk modelinin aile davalarına uyarlanması tartışılıyor; ancak alanın hassasiyeti ve çocukların taraf olduğu süreçler, bu geçişi daha karmaşık kılıyor.

Bununla birlikte, isteğe bağlı arabuluculuk yolunu tercih eden çiftlerin sayısının özellikle Ankara'da arttığı görülüyor. Mahkeme yoğunluğu ve uzayan yargılama süreleri göz önüne alındığında bu eğilim, pratik bir çözüm arayışının yansıması olarak değerlendiriliyor.

Süreç Nasıl İşliyor?

Boşanma davası, eşlerden birinin bulunduğu ya da son altı ay içinde birlikte ikamet edilen yer aile mahkemesinde açılıyor. Dava dilekçesiyle birlikte sunulan belgeler arasında evlilik cüzdanı, nüfus kayıt örneği ve varsa delil listesi yer alıyor. Velayet talepleri için çocuğun yaşı, okul durumu ve sağlık bilgileri de dosyaya ekleniyor.

İlk duruşma tarihi, mahkemenin yoğunluğuna göre ortalama iki ila dört ay içinde belirleniyor. Anlaşmazlıkların sürdüğü çekişmeli davalarda bu süre bir yılı aşabiliyor. Ankara aile mahkemelerindeki mevcut dosya yükü, 2025 sonunda açıklanan adalet istatistiklerine göre ülke genelinin üzerinde seyrediyor.

Hukuki Farkındalık Artıyor

Tüm bu gelişmelerin ortak bir paydası var: Bireylerin boşanma sürecine daha bilinçli ve hazırlıklı girmeye başlaması. Hukuki danışmanlık arayışının dijital ortamlarda belgelenebilir biçimde artması, sürecin artık salt duygusal değil, stratejik bir zeminde ele alındığını gösteriyor.

Ankara özelinde bu tablo, hem dava açılmadan önce hukuki bilgi edinmenin hem de süreç boyunca profesyonel destek almanın önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Aile hukuku; nafaka, velayet ve mal rejimi gibi birbirinden bağımsız ama iç içe geçmiş konuları kapsadığı için bütüncül bir yaklaşım gerektiriyor. Mahkeme sürecindeki her adımın, tarafların hem kısa hem de uzun vadeli yaşam koşullarını doğrudan etkileyebildiği unutulmamalı.