İnsanın ruh haliyle
ilişkilidir sözcükler...
Bazen bir barış, bazen bir kavga nedeni olabilir aynı sözcük...
Belirleyici sözcük değil,
söyleme biçimidir...
Hani öyleleri vardır ki küfür eder de güler geçersin
ama öyleleri de vardır ki methiye düzerken
celallenirsin...
Aynı dili konuştuğu halde
anlaşamayan bir yığın insan...
Bütün sıkıntı
dinlemeyi bilmemekte...
Dinlemeyen anlamıyor elbette...
Bu padişah da olsa fark etmiyor...
İşte öyküsü....
* * *
Padişah, bir gece rüyasında tüm dişlerinin döküldüğünü, yemek bile yiyemez hale geldiğini görür. Sıkıntı içinde uyanır. Vezirini çağırıp sarayın rüya tabircisinin hemen huzuruna getirilmesini buyurur.
Uyku sersemi tabircibaşı yanına gelince, padişah düşünü anlatıp sorar:
- Tabircibaşı, bu rüya hayır mıdır, şer midir? Neye işarettir, hele bir söyle.
Tabircibaşı biraz düşünür; sonra utana sıkıla:
- Şerdir padişahım, der.
- Uzun yaşayacaksınız ama ne yazık ki, tüm yakınlarınızın gözlerinizin önünde birer birer ölüp sizi yapayalnız bıraktıklarını göreceksiniz.
Bir an sessizlik olur; ardından padişah kükrer:
- Tez atın şunu zindana, felaket habercisi olmak neymiş öğrensin!
Tabircibaşı, yaka paça götürülüp zindana atılır. Padişah, bir başka tabircinin bulunmasını emreder. Huzura getirilen ikinci tabirciye de rüyasını anlatıp sorar:
- Hayır mıdır, şer midir, der.
İkinci tabirci de önce biraz düşünür ama sonra yüzü aydınlanır:
- Hayırdır padişahım, der.
- Bu rüya, tüm yakınlarınızdan daha uzun yaşayacağınızı gösterir. Daha nice seneler boyu ülkenizi yönetebileceksiniz.
Padişah, ağzı kulaklarında buyurur:
- Bu tabirciye iki kese altın verin!
Başından sonuna durumu izleyenler, tabirciye sorar:
- Aslında sen de tabircibaşı da aynı şeyi söylediniz. Neden onu cezalandırdı da seni ödüllendirdi?
Tabirci güler:
- Elbette aynı şeyi söyledik ama önemli olan ne söylediğin değil, nasıl söylediğindir?
* * *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Mutlu ve huzurlu günler dileğiyle...