Biz de bir zamanlar çocuktuk; biz de dövüştük, kah dövdük kah dövüldük, kah kaçtık kah kovaladık. Çoğumuzun kafasında o günlerden kalma bir iki yara izi vardır. Biz de küfrettik. Ama hiçbir zaman günümüzün sözde büyükleri gibi edepsizleşmedik, zıvanadan çıkmadık. Haysiyet denen kavramı, hiçbir zaman bugünküler gibi ayaklar altına almadık.
Biz de sevdik, biz de sevdalandık, hatta hovardalık yaptık ama asla ve kata ırz ehlinin ırzına tasallut etmedik, yan gözle bakmadık. Mahallenin kızı bacımızdı bizim, hem kendi gözümüzden hem de başka mahallenin hergelelerinden korumak da görevimizdi. Mahallenin abileri, böyle yaparlardı ve bize de böyle öğretmişlerdi.
Kız kardeşinin ya da sevgilisinin yanında bir delikanlıya laf söylenmez, fiske vurulmazdı; “bırak da gel” denirdi; o da bırakır gelirdi hem de dayak yiyeceğini bile bile. Delikanlılığın bir raconu kızın yanında delikanlıyı bozmamaksa; diğer raconu da sözünde durmaktı, dayak yemeyi göze alarak kaçmamaktı.
Kızlara yönelik kurallar vardı ama onlardan önce erkeklere öğretilirdi nefse hakim olmanın adap ve edebi. Namuslu adam başkasının namusuna yan gözle bakmazdı, bakarsa delikanlıdan sayılmazdı. Her yeni yetmeye verilen ilk ders buydu. Ortaokulu bitirip liseye başladığım gün rahmetli babam, “Bak oğlum, yeni bir hayata başlıyorsun. Yeni arkadaşların olacak. Aşık olacaksın, sana aşık olacaklar. Kız kardeşine yapılmasını istemediğin bir şeyi hiçbir kız arkadaşına sakın yapma” demişti. Bu sadece benim babama has değildi, o günlerde tüm babalar ve tüm ağabeyler böyleydi.
Günümüzün kalem kavgalarına bakıyorum kusasım geliyor gördüklerimden okuduklarımdan. Irz nikah ayaklar altında, ar namus tertemiz. Siyaset dili hicap perdesini param parça etmiş vaziyette. Eskiden İstanbul’a has bir “köprü altı çocuğu” tabiri vardı, siyasetçilerin birbirlerine söylediği onca sözü o köprü altı çocukları bile biri birine söylemezdi. Eski Meclis zabıtlarını okuyorum, en şiddetli tartışmalarda o Meclis in mebusları muhataplarına “beyefendi” diye hitap ederlerdi. Şimdilerde kimi zabıtları okumaktan utanıyorum.
Artık siyasetçilerimizin, ilahiyatçılarımızın, eğitimcilerimizin detayları bırakıp asla, kabuğu bırakıp öze bakması zamanı geldi de geçiyor. Bu gidişin sonu Allah korusun felakettir.