Şike davasında gelinen nokta;
hem spor hem de ceza hukuku açısından adalet
kavramını flulaştırmış,kafalarda cevap bekleyen
sorular bırakmıştır...
Eğer herkesin kafasına
göre bir adaletanlayışı varsa;
böyle bir toplumun sürükleneceği yerde,
huzur bulmak mümkün müdür?..
Türkiye nin gündemini aylardır meşgul eden
ve şüpheli durumundaki insanların
olayla ilgisi bulunmadığı halde bile özel hayatlarının
medya tarafından gözler önüne serildiği
şike davasında, TFF Profesyonel Futbol Disiplin
Kurulu nca verilen karar;
Nasrettin Hoca nın ciğer hikayesini hatırlatmaktadır...
Yani, obje bakılan yere göre değişiklik
arzedince; her sorunun da bir cevabı vardır...
Ancak yaşanan bu süreç fıkra değildir...
Polisin aylardır süren fiziki ve teknik takibi,
Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı
tarafından hazırlanan binlerce sayfalık iddianame ortada...
Gece yarılarına kadar süren duruşmalarda
mahkeme heyetinin bitap düşmesini de hesaba katmıyorum...
İddianameye göre, davanın birçok şüphelisi suçluydu...
Gelelim öbür bakışa...
PFDK tarafından verilen kararda, iddianamede,
hakkında 72 yıl hapis cezası istenen
Fenerbahçe Kulübü Başkanı
Aziz Yıldırım ın da aralarında bulunduğu
birçok kişi suçsuz görüldü...

Futbolun bir anlamda mahkemesini temsil eden
PFDK nın verdiği karardan sonra
adli yargı,nasıl bir karar verebilir, hiç düşünüz mü?..
Suçsuz olduğu ifade edilen
Yıldırım ve diğer şüphelilere suçludur diyebilir mi?..
Milyonlarca kitlesi olan bu spor kulüplerinin
taraftarları, PFDK nın verdiği kararın aksine bir gelişme olursa,
yargının adaletinden şüphe duyup,
başından beri bu sürecin bir komplo olduğu
iddiasını sürdürmeyecek mi?..
Kimileri bu durumu cacıkdiyerek hafife alıyor...
Oysa, gelinen noktaya yazık demek
daha doğru olacaktır...
Çünkü, kurumlar ve kişilerin hırpalanmasıyla ortaya çıkan
güven krizini başka türlü izah etmek mümkün müdür?..