Öteden beri üzerinde durduğum ve açıklamakta zorluk çektiğim, bir hususun üzerinde durmak isterim. Müslümanlıkta yeşil, elbette yeşil rengin temsilcileri olan, ağaçlar ve bitkiler kutsaldır. Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (asm)'in, 'Kıyametin kopacağını bilseniz bile,elinizdeki fidanı dikmelisiniz' hadisinin bağlayıcı hükmünü nereye koyduğumuzu hiç anlayamamışımdır. Bu laf olsun diye söylenmiş bir söz olmayıp altında tamamen bilimsellik yatar. Belki, 1400 yıl önce yaşayan insanlara, bu sözün bilimselliğini izah etmek mümkün olmayabilirdi. Onları dini hükümlerle ağacı ve yeşili korumaya yönelik hadis olabilir. Fakat, günümüzde bu hadisin kapsamı ile bilimsel veriler aynı yöndedir. Bütün bunlara rağmen; ülkemizdeki ağaç katliamının sebebini anlamak mümkün değildir. Her yurtdışına gidişimde, bu ülkelerdeki yeşilliğe ve ağaca olan saygıyı hep gördüm. Ülkemizde ise, ağaca olan sevgisizlik bir tarafa, ağaç kıyımını da hep hayret ve acı ile karşıladım, içime sindiremedim.

Ülkemiz, yarı kurak olan bir Akdeniz İkliminin olduğu kuşakta yer almaktadır. Fakat, giderek Dünya'da kabondioksit ( CO₂) salımının artışının ortaya koyduğu sera etkisine bağlı olarak, küresel ısınma ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bunun anlamı şudur ki, kısa bir süre sonra, ülkemiz iklimi kurak kuşağa doğru kayacaktır. Bunun sonucu da çölleşme ile birlikte, kuraklığı getirecektir. Kısa bir süre önce de, NASA aynı şeyleri ortaya koyarak dünyayı uyarmıştır.

Asla bu bir ütopya olarak insanları korkutmaya yönelik bir varsayım değildir. 1970 ' li yıllardan başlayarak, dünyanın geleceği ve küresel ısınmanın ortaya koyacağı olumsuz etkiler üzerinde çok sayıda makale yazdım ve konferanslar verdim. Özellikle, o yıllarda üzerinde durduğum hususlarla ilgili olarak müstehzi sorularla karşılaştığımı da ifade etmek isterim. Bir hastalığın ilk dönemlerde tanımı zor, fakat tedavisi kolaydır. Hastalık akut durumda, ilerlemiş durumda ise, bunun tanımı kolay, fakat tedavisi zordur. Bilim adamlarının, geleceğe ait öngörüleri, o zamana kadar gelmiş olan geleneksel düşüncelere karşı olduğu için, hep reaksiyonlarla karşılanmıştır. Fakat ne yazık ki, hepsi doğru çıkmıştır. Nasrettin Hoca'nın daldan düşme hikayesi herkes tarafından bilinmektedir. Herkes bilmektedir ki, yüksekte olan her şey, yer çekimi sonucu yere düşecektir. Bu tamamen fiziki kanunlardır. Eğer, ülkemizde ve dünyadaki ağaç kıyımı ve yeşilin tahribi devam edecek olur ise, insanlığı pek de iyi günler beklememekte ve insanlık kendi kıyametini hazırlamaktadır. Yalnız, insanlığın doyurulamayan ihtirasları yeşilin tahribini ortaya koymaktadır. Dünyanın nimetlerini sömürmeden, hakça taksimden yana olunur ise, bütün insanlığa bunlar kafi gelecektir. Buna karşılık dünyaya egemen olan güçler, Dünyayı tahribe devam etmektedirler ve edeceklerdir. Dünyanın sonu geldiği zaman, 'Durdurun Dünyayı inecek var diyebilecekler, midir? Elbette, buna imkan yoktur. Ziya Paşanın, terkibi bendinde;

Ya bisteri kemhada, ya viranede can ver,

Çün bay ü geda hake beraber gidecektir.

(İster ipekle döşenmiş yatakta, ister harap evde can ver, / Çünkü, zenginlerle fakirler, toprağa aynı şekilde (eşit) gidecektir). Yalnız burada unutulmaması gereken husus ' Dünyayı biz atalarımızdan miras olarak almadık; bizden sonraki nesillerden ödünç olarak aldık' sözünün anlamını anlayabilene söylüyoruz. Bizden söylemesi, saygılarımla.