n Brezilya 2014 Dünya Kupası’nı nizlerken geçmişe doğru seyahat ettim. 1974 yılıyla başlayan turnuvayı takip ngünleri, mahallemizde televizyonların nadir olduğu, gözlerin siyah beyaz nekranlara odaklandığı yıllardı. Zonguldak’taki yıllarımızı hatırlarken, zamanın nne kadar hızlı geçtiğini düşündüm. Mahalle aralarında top peşinde koşulan heyecan nve fanatiklikten bizde bugün eser kalmamış. Yaş ilerledikçe olgunlaşmanın ngetirileriyle yüz yüze kalıyoruz herhalde. Ama o günlerin anılarını kenara natmamız da mümkün değil.
n Nasıl atabiliriz ki… Düşündükçe ntebessümle yad ettiğimiz maziyi…
n Gündemde nde futbol olunca, hey gidi futbol aşkımız demeden geçemiyorum.
n İki ntaşı karşılıklı yerleştirdikten sonra, itirazlara yer vermemek için tahta nparçalarıyla iyileştirilen kale direkleri. Çekilen şutun goldü, değildi ntartışmaları, “taş üstünden geçti” itirazlarının kavgalara, küslüklere ngötürdüğü yıllar…
n Gerçek futbol topunu Kozluspor’un namatör maçlarında gördüğümüz, bizim için lüks plastik topun ömrünün tellere nçarparak patlayana kadarki yıllar. İyice küçülene kadar peşinden koşulan top, nmahallede yenisini alana kadar oyuncağımızdı.
n O günler maç yapacak düzlüğü nnerede bulabilirsin ki…
n Bizim nSaraçoğlumuz, Arenamız, İnönü stadımız mahalledeki araba yollarının en geniş nyerleriydi. Zeminin taş, toprak, çamur, Arnavut kaldırımı, eğimi fark etmez, nçekişmeli maçlar uzun ve dar yollarda sık sık tekrarlanırdı. Oynamaya biraz ndaha elverişli deniz manzaralı “Kömür sahamız” tartışmalara tanık olan mahalle nmaçlarını yaptığımız yer. Dengesiz vuruşlarda topun metrelerce aşağıda dalgalarla nbuluştuğunda, hareketi yapanın vay halineydi. “Senden bu kadar topçu olur” ndiyerek dalga geçenler, benzer hareketi az sonra kendileri yapardı. Olan da topu nalmaya gönderdiğimiz bizden küçüklerin başına patlardı.
n Maçları saate göre ayarlamayıp, nbeşte devre onda biter gibi rakamlarla süre koyduğumuz yıllar. Bu da maçın tamamlanmasının nbazen iki saati bulduğu anlamına gelir, kimi maçların tamamlanması da çeşitli itirazlarla nson bulmazdı.
n Herkesin ayağında iyi kötü nlastik, babasını ikna edenlerin bez ayakkabısıyla mutlu olduğu dönemler. Askere ngidene kadar kaliteli sandığım spor ayakkabım Esemsportun yanında, bugün nbakıyoruz her gencin ayağında marka marka spor ayakkabılar…
n Karaelmas diyarı Kozlu Beldesi’nde nparke taşlar üzerindeki futbola olan düşkünlük; beldemizin yeşil beyaz renkli takımına nsevdası, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor aşkıyla kesişiyordu. O ngünler spor mağazaları hak getire. Haftada iki gün açılan pazarda askılardaki ntakım formaları gözlerimizi kamaştırırdı. Naylon karışımlı kalitesiz formaları alabildiysek nonunla yatar kalkardık. Birde forma altına şort, ayaklara tozluk uydurdun mu senden nhavalısı yoktu.
n Tek nkanallı TRT’de pazartesi günleri Spor Stüdyosu ve Tansu Polatkan’la idare edilir, nmaçların sadece ikinci yarılarının anlatıldığı, “Burası Ankara, İstanbul, İzmir nve Çukurova’nın sesi radyosu şimdi bugün oynanan lig maçlarının yayınına geçiyoruz” nanonsuyla kulaklar radyo hoparlörüne yapışırdı.
n Evet, no günleri unutmak mümkün mü? Detaylı maç özetlerini geçtik, hafta içinde büyük ntakımların maçlarındaki golleri ekranlarda yakaladın, yoksa gazetelerin spor nsayfalarıyla kendimizi mutlu ederdik. Bugün neredeyse aynı gün bir kanalda canlı nfutbol maçı izlemek mümkünken, eskiden Avrupa’daki final maçını izlemek için birkaç nay sabırla beklenirdi.
n Halı nsahaların mantar gibi türediği, futbol hevesini gidermek isteyenlerin geniş nolanaklara sahip olduğu bugünkü kuşağın geçmişe bakışı nasıldır bilemiyorum. nProfesyonel maçların çamur savaşına döndüğü yetmişli yıllardan, arkadaşlar narasında anlık maçların son derece güzel ortamlarda yapıldığı bugünlere…
n Ekranlardaki nMaier, Rivelino, Rensenbirink, Zoff, Cruyfflu 74 Dünya Kupası’ndan mahalle nmaçlarımızdaki mütevazi küçük dünyamız işte öyle günlerdi.