n

n
n Osmanlı Bankası’nı hepimiz biliriz. 1863’te “Bank-ı Osmani-i şahane” adı ile kurulur. 1 Ekim 1925’te Osmanlı Bankası adını alır. Adı Osmanlıdır ama Osmanlılıkla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Yurtdışında kurulmuştur. Türkiye’de faaliyet gösterir lakin Londra ve Paris’ten yönetilir.Bu banka aynı zamanda Osmanlı Merkez Bankası görevini de görür.
n
n Bu bankanın yazışma dili ama lütfen dikkat ediniz sadece kendi içindeki yahut Londra ve Paris’teki merkezleriyle değil Osmanlı Maliye Bakanlığı ile yazışma dili Fransızcadır. Evet Fransızcadır.
n
n Osmanlı Bankası ancak 1926’da, o da Cumhuriyet Hükümeti’nin dayatması sonucunda Türkçe yazışmaya ve müşteri hesaplarını Türkçe tutmaya başlar.
n
n
n
n Bankanın genel müdür ve yardımcıları İngiliz ve Fransız olduğu gibi merkez şube yöneticileri de yabancı uyrukludur. Ara kademe yöneticileri Osmanlı uyrukludur ama hemen hepsi gayrimüslim Ermeni, Rum, Musevi ve Hristiyan Arap’tır. Müslüman Osmanlı tebaa sadece getir götür ve ayak işlerinde vardır. Ve Müslümanların maaşları ortalama personelin maaşının üçte biri kadardır.
n
n Cumhuriyet Hükümeti dayatır ve hükümetle banka arasında 10 Mart 1924’te bir anlaşma imzalanır. Bu anlaşmaya göre “Osmanlı Bankası, Türk Müslüman memurlarının sayısını bu anlaşmanın imzalanmasından itibaren üç yıl içinde tedricen Türkiye içindeki merkez ve şubelerdeki toplam memur sayısının en az yüzde 30’una ve beşinci yılın sonunda da en az yarısına çıkaracaktır.” Dili bize yabancı, yönetimi bizim dışımızda, elemanları bizden olmayan bu Osmanlı Bankası, aynı zamanda bizim merkez bankamızdır.
n
n
n
n Cumhuriyet ilk dış borcunu 1932 yılında almıştır. The Amerikan Turkisch İnvestmen Corparation’dan alınan 10.000.000 dolarla merkez bankasını kurmuştur.
n
n Merkez bankasını borçla kuran bir cumhuriyetin o günden bugüne kat ettiği mesafeyi yeterli bulmayabiliriz ama ona saygı duymak zorundayız. Onu alkışlamak, onu kutsamak durumundayız.
n
n İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un Lozan’da Türk heyeti başkanı İsmet Paşa’ya söylediği söz meşhurdur. Akıl almaz ve asla kabul edilemez önerilerine direnmemize kızar, bozulur ve bir top gibi patlar Lord Curzon: “Reddettiklerinizin hepsini cebimize atıyoruz. Harap bir memleket alıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız var. Bu parayı almak için gelip diz çökeceksiniz. Cebime attıklarımın hepsini çıkaracağım size.”
n
n Lord Curzon’un iktidarı da ömrü de Türkiye Cumhuriyeti’nin diz çöktüğünü görmeye yetmedi. Türk milleti beş bin yıllık tarihinde hiç diz çökmemişti, Cumhuriyet de hiçbir zaman diz çökmedi. Hep dik durdu ve hep ileriye yürüdü. Tarih onun yürüyüşünün önünde saygıyla eğildi.Evet; Cumhuriyet harap bir ülke devraldı ama hiç korkmadı, hiç tereddüt göstermedi, hiç duraksamadı ve hiç durmadı. İleriye hep ileriye yürüdü. Ne yazık ki Türk aydını ve sanatkarı Cumhuriyeti kuranların gösterdiği başarıyı onları anlamak ve anlatmakta gösteremedi. Ne yazık ki Türk aydını cumhuriyetin ne şiirini ne romanını yazabildi ne de filmini çekebildi. Tıpkı Selçuklunun da, Osmanlının da romanını yazıp filmini çekemediği gibi…
n
n
n