n

n

n Yaşam gerçek bir mücadelenin ta kendisidir. Bu mücadelede sadece ve sadece güçlülere mi yer vardır? Bazı makamlarda yıllarca kalan, fakat başarılı olamayanlara elbette, gitmek düşecektir. Burada, şahsi sempati ve merhamet duygularına yer yoktur. Bu bakıdan her zaman yazdığım gibi, demokrasimizin en zayıf tarafı, birisi parti liderliğini ele geçirince ölünceye kadar, lider olarak kalmasıdır. Eğer, başarı varsa kalmasında mahsûr yoktur, yalnız buna imkân da yoktur. Zira, hayatın gereği icabı, yeni yüzler, yeni heyecanlar, yeni projeler ve yeni vizyonlar olmalıdır, zira yaşam dinamiktir. Bu olmadığı takdirde, bizim demokrasimizde olduğu gibi, dinamizm ve yeni vizyonlar olamayacaktır. Buraya, tekrar olarak yazıyorum: Başarısız olan lider, seçimin ertesi günü, çekip gitmelidir. Yeni insanların, yeni heyecanların ortaya çıkması da buna bağlıdır. Şimdi, bir beyin jimnastiği yaparak durumu iyice irdeyelim:

n

n Parti kademesinde yer alacakları, parti başkanı yerine, seçmen belirler ise bakın neler, neler değişecektir. Yetenekleri olmadığı halde, en önemli özellikleri parti başkanına yağcılık olan insanlar siyaset sahnesinden çekileceklerdir. Bu nasıl olacak diye bir soru sorulacak olur ise, cevap basittir: Tabandan itibaren seçimin esas olduğu bir sistemle bu başarılabilir. Eğer, kurultayı meydana getiren üyeler, tabandan o partiye kayıtlı üyeler tarafından seçilir ise, kurultay üyeleri oradaki mevcudiyetlerinin, parti başkanından değil, gerçek seçmenler tarafından geldiğini bilecektir. Bizde olduğu şekilde, her şeyi parti başkanının belirlediği sistem zaten demokrasinin temel ilkelerine aykırıdır. Bu bakımdan parti liderinin değil, kendini seçenlerin paralelinde hareket etmek durumunda olacaklardır. Çarşaf listeler yerine gerçek listeler ortaya çıkacak, parti yönetiminde partiye faydalı olacaklar yer alacaktır. Bu esas üzerinden, gerek mahalli idareler ve gerekse milletvekili seçimlerinde de, parti başkanının seçimi yerine, seçmenlerin seçimi gerçekleşecektir. Bu durumda parti başkanı kendine yağ çekeceklerin yerine, sevmese bile gerçekten partiye yararlı olanlarla çalışmak durumunda kalacaktır. Elbette, böyle bir parti yönetimi parti lideri için bir gül bahçesi olmayacak ve lider hep dikenli yolda yürümek durumunda olduğunu bilecektir. Milletvekilleri de esas gücün millette olduğunu görecekler ve parti başkanı yerine halkın hizmetinde olacaklardır. Bu esas üzerinden parlamentolar, sadece parti başkanının işaretine göre el kaldıran ve indiren şahıslar yerine, parlamento nun anlamında olduğu şekilde (Konuşulan, görüşmelerin yapıldığı, kararların alındığı yer) olacaktır. İnsanlık tarihin ilk çağlarından beri ve insanın egoist yapısına uygun olan totaliter rejimleri bunun için terk etmiştir. Kendince ilâhi gücü, Allah veya tanrılardan alan her şeyi bilen bir otoritenin idaresi altında yaşamaya insanlık bunun için başkaldırmıştır. Yalnız, Ülkemizde uygulandığı şekildeki demokrasinin de yukarıda üzerinde durulan durumdan farkı yoktur. Adı halk adına yönetmek olmasına rağmen, halktan alınan güç hak adına değil, şahısların kendi menfaatlerine uygun olarak kullanılmaktadır. Burada anlaşılmayan diğer bir husus ise, halkın oyları ile iktidara gelenlerin, kuvvetler ayrılığını bir tarafa bırakarak, her şeyi yapabilme iktidarında olduğunu denemesi ve söylemesidir. Demokrasilerde iktidarlar emanetçidir. İdare bir süre için emanet edilir ve onlar da halk adına ve hakça ülkeyi idare ederler. Tarihimizde gördüğümüz gibi “İsterseniz halifeliği bile getirebiliriz” kavramı, kendisini hükümet yapan anayasa ve halka bile ters düşmektedir. Zira, anayasa ile bu hak onlara verilmemiş olup ve buna idare edenler uymalıdır.

n

n İyi idare, faziletli insanların halk adına idare ettiği hakça sistemdir. Hizmette kusur olduğu zaman gideceğini bilen idareciler, gerek siyasi ve gerekse bürokrat kadrolarını kendilerine hep “Evet efendim” diyen ve kendi yandaşları yerine makamları temsil yeteneği olan “Makamların yücelttiği insanlar değil, makamları yücelten, yüceltecek, hadim-i millet olan insanlarla çalışır”. Çok değil bin kadar gerçek ve yaratıcı güçteki idareci ile Türkiye en fazla 5 yıl içinde Avrupa ayarında bir ülke haline gelir. Devlet, devlet idaresini bilmeyen insanların mali talanına ne kadar daha dayanabilir, bilmiyorum. Halk adına hakkın, hukukun, bireyselliğin egemen olduğu bir demokratik idare ümidi ile saygılarımı sunarım.

n

n

n

n

n