n

n
n CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Prof.Dr. Haluk Koç, MYK toplantısı sonrası basının karşısına çıktı.
n
n Neden çıktığını herkes biliyor ve bekliyordu.
n
n Açıklayacağım, demişti Oslo belgelerini.
n
n Nitekim, Haluk Koç, AK Parti ile PKK terör örgütü arasında imzalandığı öne sürülen mutabakat metnini göstererek gazetecilerin karşısındaydı.
n
n Haluk Koç, Başbakan Erdoğan’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı yasalara karşı korumaya alarak kendi sorumluluğundan kaçtığını öne sürerek anlatmaya başladı.
n
n Söylediklerini özetleyecek olur isek; bakın Sayın Koç ne dedi:
n
n Başbakan uçakta gazetecilere ne itiraf ediyor? Benim gönderdiğim istihbarat teşkilatının başındaki müsteşarımın veya yardımcısının altında imzası var mı, yok mu? diyor.
n
n Ben de kendisine şunu soruyorum; senin PKK ile yaptığın mutabakat protokolünü hakem devlet iki taraf adına imzalayıp muhafazasına aldı mı, almadı mı? Bu mutabakat metni burada.
n
n Bu mutabakat metni Hakan Fidan’ı neden korumaya alıp, neden özel yasa çıkarttığınızı çok iyi ortaya koyuyor.
n
n Bu işin tepesinde sorumluluğun sizde olduğunu ve yargı sürecinin size uzanacağını çok iyi görüyorsunuz.
n
n Haluk Koç, AK Parti-PKK işbirliğini milletin önüne tüm çıplaklığı ile koyacaklarını belirtti ve “Başbakan panikte” dedi.
n
n Başbakan Erdoğan’ın iki farklı profil çizdiğini öne süren Sayın Koç şöyle devam etti:
n
n Perdenin önünde bağıran, çağıran, aşağılayan, sorumluluklarını yerine getirmeyen, her kurumu azarlayan, tehdit eden, gerektiğinde söven, milleti kamplara bölen, kabaran, öfke seline karşı riya dolu sahte milliyetçi söylemle milletin gazını alan bir başbakan fotoğrafı.
n
n Perdenin arkasında ise; Anayasa suçu işleyerek, ABD’nin oyun kuruculuğundan üstlendiği terör örgütüyle müzakere ve mutabakat arayan, teslimiyetçi ve tavizci bir Başbakan kimliği.
n
n Bu konuşmasının sonunda ‘Sen hangi Tayyip Beysin Başbakan?’ diye de soruverdi.
n
n Haluk Koç’un söyledikleri küçümsenecek türden değil.
n
n AK Parti’yi panikletecek türden.
n
n Nitekim de panikleme dikkatleri çeker oldu.
n
n En bariz örnek, medyanın büyük bölümü görmemezlikten geldi.
n
n İddianın ve ortaya konan belgelerin infiale neden olabileceğinden endişe duyuldu.
n
n Medyanın büyük bölümü görmemezlikten gelse de dilden dile dolaşan ve herkese ulaşan Oslo belgelerine bence Başbakan Sayın Erdoğan açıklık getirmeli.
n
n Aksi takdirde son zamanlardaki endişelerin başına Oslo belgeleri oturur.
n
n Bu böyle biline.
n
n Efsunlandık mı ne?
n
n
n
n Önceki gün Bafra’daydım.
n
n Köylülerimle sohbet ediyordum.
n
n Her biri barut fıçısı gibi.
n
n Ürettiklerinin fiyatları 10 yıldır artmıyormuş da, üretmek için gerekli olan her şeye sürekli zam geliyormuş.
n
n Buna pazar bulamayıp, zarar ettiklerini de eklediler.
n
n Ardından sel de bize vurdu, dediler.
n
n Her biri iyi yönetilemediğimizden, yol gösterilmediğinden, çaresiz bırakıldığından yakınıp durdu.
n
n İçlerinden biri ‘Gel köyleri bir gör, gördüklerini de yaz’ dedi.
n
n Kırmadık, gazeteci dostum Osman Yakınoğlu ile birlikte Yeşilyazı Köyü’ne gittik.
n
n Çeltik biçilecek durumda.
n
n Salçalık biber, selden kalanlar toplanıyordu.
n
n Hem üretici hem de komisyoncu olan Engin Liman bizleri bir tarlaya götürdü.
n
n Çokça üretici biber topluyordu.
n
n Engin Liman bizim gazeteci olduğumuzu ve kendilerini dinlemek istediğimizi söyledi.
n
n Söylemekle birlikte üreticinin sesi yükseldi.
n
n Görülmedik bir dönem yaşadıklarını.
n
n Sürekli zarar ettiklerini.
n
n Kendilerinin sahipsiz bırakıldıklarını, tohum, gübre ve diğer gereklerin fiyatlarının hızla artmasına karşın salçalık bibere kilosu 40 kuruşa alıcı bulamadıklarını söyledi.
n
n Bazı tarlaların ekili ürünle sürüldüğünü belirttiler.
n
n Kısacası sahipsiz bırakanlara veryansın ettiler.
n
n Dinledik, not aldık.
n
n Osman Yakınoğlu da onları fotoğrafladı.
n
n Veda zamanı gelmişti ki; Osman Yakınoğlu, “Seçimde oyunuz kime olacak?” diye soruverdi.
n
n O yakınanların, tepki gösterenlerin verdiği cevap düşündürücü oldu:
n
n Gayet tabi ki, AK Parti.
n
n Herkesin tepkisine rağmen, her seçim oyu artan AK Parti’deki keramet ne olabilir?
n
n Sayısız neden sıralamak mümkün ama efsunlanmış olmayalım!
n
n Ne dersiniz?
n
n Desteklenmezse çiftçi biter mi?
n
n
n
n Bafra’da üreticileri dinlerken, bulundukları zor durumu anlamakta şüphesiz zorlanmadık.
n
n Zira, görünen köy kılavuz istemiyor.
n
n İki büyük ovamız sebze ambarı ama ambar olmaktan çıkmak üzere.
n
n Kırsal alanlarımız zaten zorunlu nadasa terk edilmiş durumda.
n
n Üretici ‘bitiriyoruz’ diyor, üretici kuruluşları da tasdik ediyor.
n
n Çarşamba Ziraat Odası Başkanı İsmail Güngör, Avrupa ülkelerinde tarıma büyük destek verilmesine rağmen, Türkiye’de bunun uygulanmadığını öne sürüyor.
n
n Başkan Güngör’ün söyledikleri bana iktidar milletvekillerinin sürekli üreticiye verilen destek haberlerini hatırlatıverdi.
n
n Ziraat Odası Başkanı Güngör, Avrupa ülkelerini örnek gösteriyor ve Türkiye’de de uygulanması gerektiğini söylüyor.
n
n Milletvekillerimiz ise verilen desteklerle övünüyor.
n
n Hangisi doğru?
n
n Her ikisi olabilir mi?
n
n Bence de her ikisi.
n
n Zira, ülkemizde üreticiye sözde destekler mevcut ama işe yaramıyor.
n
n Milletvekillerinin ‘Destek veriyoruz’ demeleri haliyle doğru oluyor.
n
n Başkan Güngör’ün de ‘almıyoruz’ demesi doğru.
n
n O halde destek varlığı ile yokluğu arasında pek bir fark yok.
n
n Her iki kesimin söyledikleri doğru.
n
n Allah kabul ederse!
n
n Bu durumda üretici biter mi?
n
n Yorum sizin.
n
n Gülümse:
n
n Gönlüm razı olmadı …
n
n
n
n Nasreddin Hoca, kasabadan Kur’an-ı Kerim, tefsir ve ilmihal gibi bazı kitaplar almış.
n
n Bir çuvala yerleştirmiş.
n
n Çuvalı sırtına almış, eşeğine binmiş köyüne doğru gidiyor.
n
n Yolda Hoca yı görenler :
n
n - “ Bre Hoca, çuvalı niye kendi sırtına aldın ?” diye sormuşlar.
n
n - “Ne yaparsın” demiş Hoca, “zavallı hayvan zaten benim bütün kahrımı çekiyor. Kendi bindiğim yetmiyormuş gibi çuvalı da ona taşıtmaya gönlüm razı olmadı.”
n
n Hanımla Muhabbet…
n
n
n
n Hoca bir gün karısına :
n
n - ‘Hatun’ demiş, ‘Şu bizim komşu, çarıkçı, Mehmet ağanın adı neydi ?’
n
n - ‘Kendin söyledin ya, efendi’ demiş karısı, ‘Mehmet ağa.’
n
n - ‘Canım, dilim sürçtü işte... Ne iş yapar diyecektim.’ demiş Hoca.
n
n - ‘A efendi’ demiş karısı, ‘kendin çarıkçı demedin mi?’
n
n - ‘Anlasana işte’ demiş Hoca, ‘nerede oturuyor demek istedim.’
n
n - ‘Efendi, bugün sana ne oluyor?’ demiş karısı ‘Komşu’ dedin ya...’
n
n Hoca birden sinirlenmiş.
n
n - ‘Aman be karı... Seninle de bir türlü konuşulmaz ki!’
n
n Aforizma:
n
n Her ferdi, hatta her topluluğu, hoşlandığı yem ile avlarlar.
n
n H. Rahmi Gürpınar
n
n Tarihte Bugün:
n
n
n
n 20 Eylül 1937 : Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi nde, Atatürk ün de isteğiyle, Türkiye nin ilk resim ve heykel müzesi aç
n