Aşağıdaki satırlar, Ermeni Taşnaksuyun Partisi’nin1923’te Bükreş’teki
Yurtdışı Konferansı’na sunulan bir rapordan alınmıştır:
“1914 sonbaharında Türkiye henüz savaşan taraflardan birine
katılmamış, fakat savaş hazırlıkları içindeyken, Güney Kafkasya’da
büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri
oluşturulmaya başlandı. Sadece birkaç hafta önce Erzurum’da yapılan
kongrede, gönüllü birlikler konusunda alınan olumsuz karara rağmen,
Ermeni Devrimci Taşnaksutyun Partisi(EDDP) hem bu birliklerin
oluşturulmasına hem de bunların Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri
askeri operasyonlara aktif biçimde katıldı…”
Bu raporun ve itirafın sahibi Ovanes Kaçaznuni sıradan biri değildir,
Ermenistan’ın ilk başbakanıdır. Kaçaznuni itiraflarına devam ediyor:
“1914 sonbaharında Ermeni gönüllü birlikleri kuruldu ve Türklere karşı
faaliyete geçti. Bu gelişme, Ermeni halkının hemen hemen çeyrek yüzyıl
boyunca beslenmiş olduğu psikolojik ortamın doğal ve kaçınılmaz
sonucuydu. Bu psikoloji, kendini bir şekilde bulmalıydı ve onu buldu…”
Bu en az çeyrek yüzyıllık psikoloji kendini bulmak için Rusya’ya
yönelecekti. Onu da şu satırlarla anlatıyor Ermenistan’ın ilk
başbakanı: “1914 kışı ve 1915’in ilk ayları, Taşnaksutyun da dâhil
olmak üzere, Rusya Ermenileri açısından bir heyecanlanma ve umut
dönemiydi. Biz kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık.
Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık; sadakatimiz,
çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar Hükümeti’nin (Güney
Kafkasya Ermenistan’ı ile Türkiye’nin Ermenistan eyaletlerinden
oluşan) Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğine emindik.
Aklımız dumanlanmıştı… Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek
sorumsuz kişilerin boş sözlerine büyük önem vererek ve kendimizce
yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere
kapıldık…”
Onlar adına hazin ve utanç verici bir itiraf, bizim içinse tüm
ithamlardan arındıracak bir berat belgesi. Kaçaznuni’ye göre “Ermeni
halkının gücü, onun siyasal ve askeri önemi, keza Ruslara verdiği
destek çok abartılmıştı” Ermeniler, “gayet mütevazı imkanlarına fazla
değer vererek, sonuçta kendi umut ve beklentilerini de abartmıştı.”
Kaçaznuni, bu “hipnozun” ve “abartmanın” sonucunu da şöyle anlatıyordu
o raporunda: “1915 yaz ve sonbahar dönemlerinde Türkiye Ermenileri
zorunlu göçe(tehcir) tabi tutuldu, kitlesel sürgünler ve baskınlar
gerçekleştirildi. Bütün bunlar Ermeni meselesine ölümcül darbe vurdu.
Tarihsel Ermenistan’ın, bize devreden gelenekler ve Avrupa
diplomasisinin vaatleri doğrultusunda, bağımsızlığımızın temelini
oluşturması gereken bölgeler boşaltıldı; Ermeni vilayetleri Ermenisiz
kaldı. TÜRKLER NE YAPTIKLARINI BİLİYORLARDI VE BUGÜN PİŞMANLIK
DUYMALARINI GEREKTİRECEK BİR HUSUS BULUNMAMAKTADIR…”
Kaçaznuni, kendilerini de yargılar: “Yönetmek demek öngörmek demekse,
biz kesinlikle öngörü yeteneği olmayan, işe yaramaz yöneticilerdik…
İmkânlarımızın sınırlarını bilmiyor ve çoğu zaman bu imkânları
abartıyorduk. Engellerin çapını anlamıyor, karşıt güçlerden nefret
ediyor ve mevcut tehditlere hafiflik düzeyinde kayıtsız yaklaşıyorduk…
Bizler devlet adamı değildik…”
Hayaller ve emperyalist devletlere kayıtsız teslimiyetle çıkılan ve
Osmanlı’ya ihanetle yürünen bağımsız Ermenistan yolculuğunun sonu şu
dramatik cümlelerle dile getirilir Kaçaznuni’nin raporunda: “ Bir
devlet ya da bir home ya da uluslararası bir konu olarak Türkiye
Ermenistan’ı diye bir şey yok; bu konu Lozan’da defnedilmiştir. Daha
fazlasını söyleyebilirim: Türkiye Ermenistan’ında artık Ermeni yok ve
bir gün olabilecekleri de ihtimal dışıdır. Türkler kapıları iyice
kapatmışlar ve tekrar açmaları için onları zorlayacak bir güç de
görünmemektedir…”
Ne dersiniz Ermeni’den fazla Ermeni olanlar? Ne dersiniz, her fırsatta
Türkü suçlamak için aşerenler? Ne dersiniz mensubiyet sorunlu
kriptolar? Meşru müdafaa ya da vatan savunması diye bir kavramadan
haberiniz de ve de ihanete söyleyecek bir çift sözünüz yok mu?
NOT: Kaçaznuni’nin bu raporunun Rusça basımı Moskova’daki Lenin
Kütüphanesi’nde Mehmet Perinçek tarafından bulunmuş, Arif Acaloğlu
tarafından Türkçeye çevrilerek Kaynak Yayınları tarafından
yayınlanmıştır. Bu kitap bir görünmez el tarafından Batı
kütüphanelerinden toplanmıştır. Kaydı vardır ama kendisi yoktur.