Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonunun hazırladığı raporu okuyunca, Necmettin Erbakanın, Avrupa Birliği Hıristiyan Kulübüdür tanımlamasına o günlerde gülüp geçenlerin, şimdi ona bir özür borcu var diye düşünüyorum...
Sözde Ermeni soykırımını tanıma ve limanları Rumlara açma yı ABye girmenin koşulu olarak gören komisyon raporundan sonra, Erbakanın tanımlamasına Haksızdı demeye kimin dili yarar?..
Türkiye, 50 yıldır AB kapısında bekletilirken, sosyal ve ekonomik yönden bu ülkenin gerisinde olanların bu çatıya alınmasın da din faktörünü inkar etmek mümkün müdür?..
Türkiye, ABnin istediği kriterleri yerine getirmek için
ne denildiyse yaptı, yapmaya çalışıyor...
Neredeyse, yaşamımızın her alanını düzenlemeye çalışan ABye
girmek için verilen ödünlerle kaybettiklerimizi içimize sindirmesek bile...
Ancak bu kadarı da yeter artık!..
Akılları sıra, Türkiyeye sözde bir soykırımın bedelini ödetecekler...
Kendi insanının sıkıntılarını çözmekte zorlanan Türkiyeye
tazminatlar ödetip,
Ermenistanın ekonomik kamburunu sırtına vuracaklar...
Ermeni tarihçilerin dahi Soykırım belgelerini ortaya koyamadığı bir durumda,
siyasilerin hazırladığı bir raporu kabul etmek,
Türkiyenin intiharıdır...
Bu da olmayacak bir şeydir...
Ve bu eski bir hesaptır....
Kurtuluş Mücadelesinde kalan hesap,
bugünlere sarkmıştır...
Avrupalının bu hesabını Büyük Önder Atatürk, 6 Mart 1922de TBMMde yaptığı konuşmayla çözmüştür:
Efendiler! Birşeyin zararıyla bir şeyin imhasıyla yükselen şeyler, bittabi o şeyden zarara uğrayanı alçaltır. Hakikaten Avrupanın bütün ilerlemesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlana durmuştur.
Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupadan nasihat almak, bütün işleri Avrupanın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupadan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi.
Halbuki, hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!..
Var mı daha ötesi berisi?..
Avrupalı dün de böyleydi, bugün de...
Başka yerlerde kurtuluş reçetesi aramaya gerek yoktur!..
Büyük Önder Atatürkün çizdiği yol bize yeter...
O yol da; fakirlikler vardı, acılar vardı ama aydınlık gelecek için başımız hep dikti...
