n
n n Sevgili Emine Kasap Karakoç, benim akrabam bir hanımefendidir. Facebook sayfasına ‘gar, gış, gıyamet’ yorumuyla Gübün’ün fotoğrafını koymuş. Gübün benim doğduğum köy, çocukluk ve gençlik yıllarımın dünyası. Sevdalarımın, kavgalarımın, umutlarımın ve korkularımın harman olduğu yer. Mezarlıklarından duasız, sokaklarından selamsız geçemediğimiz ‘garın, gışın, gıyametin cenneti’
n n
n n Biz kara gar, kışa gış, kıyamete gıyamet derdik. Taşa daş, kardeşe gardaş, teyzeye deyze, elmaya alma, ömere omar, ramazana da ıramazan derdik. Bizim dilimizde amca emmi, hala bibiydi.
n n
n n Kar güzün ortasında, daha ekimin ilk yarısında düşer, neredeyse nisanın sonunda kalkardı. Altı ay kış, altı ay yaz derler ya işte o misal. Ne kiremit vardı bizim köyde ne de çatı; damlar topraktı. Her damda bir loğ taşı, bir de kürüt. Kürüt, otuza altmış-yetmiş ebadında bir tahtaya kırk beş, elli derece bir açıyla sabitlenmiş bir kol mekanizmasından ibaret. Her karın ardından dama çıkılır ve gece yağan kar sokağa ya da bahçeye kürenir. Loğ taşı da silindirik bir taş, şimdi yol yapımlarında, asfalt dökümlerinde kullanılan silindirlerin en ilkeli. Onun da hareketli bir mekanizması ve kolu var. Karı kürenen dam loğ taşıyla sıkıştırılır ki kabarmasın, gevşemesin ve akıtmasın.
n n
n n Kış çiledir Gübün’de o yıllarda. Sadece Gübün’de değil tüm Anadolu’da. Ama aynı zamanda sosyal ilişkileri besleyen seradır. Kar sadece topraktaki tohumu değil dostlukları da besler, sosyal ilişkileri de kuvvetlendirirdi. Uzun kış gecelerinde ve hatta gündüzlerinde bir ocak başında ya da bir tandır ateşinin etrafında ne Battal Gazi, ne Eba Müslim, ne Hazreti Ali cenkleri dinlemişimdir büyüklerden ve ne müthiş heyecanlar yaşamış, dinim adına ne gururlar duymuşumdur. Aslı İle Kerem, Ferhat İle Şirin, Leyla İle Mecnun ve Koçyiğit Köroğlu hikayeleri ve diğerleri. Ruh dünyama atılan ilmikler bunlar.
n n
n n O uzun kış mevsiminin gönüller ve beyinlerde filizlenen milli kültürü nasıl beslediğini çok sonraları idrak ettim. Ortak kahramanlar, ortak öyküler ve ortak türküler etrafında oluşan
n n ortak değerler. Kıymetini kaybedince anlamaya başladığımız zenginliklerimiz. Şimdilerde Gübün’ün taşından, toprağından daha fazla hasret duyduğum o yerli ve o milli kültürümüz. Ah, bizi biz yapan o ortak payda. Nasıl hasretim ona, onu yaşatan o güzel insanlara.
n n
n n Artık benim köyüme eski karlar yağmıyor. Artık benim köyümde de çatı var. Artık ne kürüt kaldı damlarda ne loğ taşı. Ne karlar sokaklara küreniyor, ne de uzun kış aylarında bizim hikayelerimiz naklediliyor büyüklerden küçüklere dilden dile. Çatılı evlerin sıcaklığında her ev kendi hikayesini kendi yazıp kendi söylüyor ve kendi dinliyor. Ve giderek kendi yalnızlığına gömülüyor.
n n
n n Ve biz köyden kopup kente savrulanlar her geçen gün artan kalabalık içinde giderek biraz daha yalnızlaşıyoruz. Ne yazık ki yalnızlığımızın farkında da değiliz. Ah bir bilebilsek neler kaybettiğimizi. Bir bilsek, belki uyanır ve sahip çıkarız bir daha bulmakta çok zorlanacağımız ortak değerlerimize. Hayal bu, biliyorum ama yine de kuruyorum. Hasret ne kadar derinse hayal de o kadar büyük ve afaki olurmuş. Çok görmeyin lütfen.
n