Aynı gün benzer bir soruyu Samsun Valisi Ertuğrul Ünlüer de soracak ve
soru cevabını bulacak. Ertuğrul Ünlüer, Cumhuriyet’in yetiştirdiği ilk
kuşaktan bir vali. Oldukça deneyimli. Bizi akşam Vali Konağı’nda kabul
ediyor. Aykut Eroğlu, Halim Düzgün, Köksal Piyade, Rasim Özel, Atilla
Sönmez, rahmetli Ali Kumbasar ve rahmetli Adem Bilir’le birlikte
birkaç genç arkadaşım daha var yanımda. Hepsi ortaöğretim öğrencisi;
konağın sarı halılarına ayakkabılarıyla basmaktan çekiniyorlar,
çıkaracaklar; “Yürüyün” diyorum sessizce, yürüyorlar ve devletin
karşısında milletin temsilcisi olarak(kendimizi öyle görüyoruz)”
koltuklara yerleşiyorlar.
Önce ben konuşuyorum, tepkimizi dillendiriyorum ve son olarak da basın
toplantısında gazetecilere, dağıttığımız bildiride ise halka
açıkladığımız taleplerimizi sıralıyorum madde madde.
Vali tane tane konuşuyor; öğrenciliğinde katıldığı Bulgar mezarlığı ve
Vagon Li gösterilerini hatırlatıyor: “O gün doğrusunu yaptığımızı
düşünmüştük. Ama devlette görev aldıktan sonra o tür hareketlerin
yanlışlığını anladım. Devlet var, devletlerarası ilişkiler ve
sözleşmeler var. ABD askerini Türkiye’de nasıl yargılayabiliriz?”
Cevabım net: “Sözleşmeler devletleri bağlar milletleri bağlamaz. Eğer
o sözleşme milli onura ve menfaate aykırı ise millet gereğini yapar.
Gençlik olarak gider biz yaparız?” Vali kesin konuşuyor: “Karşınıza
polis çıkarırım, asker çıkarırım.” Benim cevabım daha keskin: “Beis
yok Sayın Valim; çatışırız. Asker ve polis ölürse yasaların yüklediği
görevi yaparken öldükleri için şehit olurlar. Eğer biz ölürsek,
tarihimizin yüklediği görevi yaparken öldüğümüz için biz de şehit
kabul ediliriz…”
Olay ve bizim tepkimiz büyük yankı uyandırdı; gruplar geliyor,
katılmak istiyorlar. Tek bir şartımız var: Sadece Türk Bayrağı ve
bizim pankartlarımız olacak, sadece bizim sloganlarımız atılacak. “Biz
kendi flamalarımız, kendi pankartlarımızla katılır kendi
sloganlarımızı atarız” diyenler oluyor. E, katılın da görelim, kendi
türkülerinizi söyleyin de bakalım.
Sanırım 24 Ekim’di; muhteşem bir yürüyüş ve muhteşem bir miting.
Gar’ın önünden başlıyoruz yürümeye. En önde bir erkeğin taşıdığı büyük
bir Türk Bayrağı, onun ardında elinde daha küçük bir Türk Bayrağı yla
bir genç kızla, onun arkasında da göğüslerine Türk Bayrağı sarılmış
dokuz genç kız. Açık etmeden 9 Işık’ı sembolize ediyoruz.
Lise ve İstiklal caddelerinden geçerek Cumhuriyet Meydanı’na
geliyoruz. Eğitim Enstitüsü’nden gelen kırk kız öğrenci kürsünün
karşısında hilal vaziyetinde yer alıyor; meydan hınca hınç dolu,
kalabalık muhteşem. Heyecan dorukta. O atmosferde konuştukça coşuyor,
coştukça konuşuyorum. Bir diğer konuşmacı da Ender ağabey, rahmetli
Ender Cengiz.
Ve aynı günün akşamı şimdiki SASKİ hizmet binasının olduğu yerde
bulunan Süzer Otobüs Garajı ndan İstanbul’a hareket ediyorum. Yürüyüş
ve miting yorgunu ama bayrağa saygının heyecanı ve sevdasıyla dolu
kalabalık bir gençlik grubu, beni tezahüratlarla uğurluyor. Devletler
Umumi Hukuku imtihanım var. (Devam edecek)