Hüzn-i umumi genel üzüntü demektir. Namık Kemal bir şiirinde “Bais-i şekva bize hüzn-i umumidir Kemal/ Kendi derdi gönlümün billah gelmez yadıma” yani “şikayetimiz genel üzüntüdür yoksa kendi gönlümüzün derdi aklımıza billahi gelmez” der.
İmparatorlukların yıkılış döneminde yaşamak ve de gören, duyan, düşünen, hisseden bir insan; kısacası bir aydın olmak zor ve bin bir emekle kurulan bir imparatorluğun yine bin bir ihmal, gaflet, dalalet ve ihanetle yıkılışını çaresiz seyretmek, bir şeyler yapmaya çalışmak ama yapamamak acıdır. On dokuzuncu yüz yıl Osmanlı aydını; o acıyla yaşamış, o acıyla ölmüştür.
Tarihi derinlemesine incelemeyenler Osmanlı İmparatorluğu nun ikisi subay birisi sivil üç siyaset acemisi tarafından yıkıldığını söyler. Osmanlı İmparatorluğu üç acemi tarafından kurulmadı ki üç acemi tarafından yıkılsın. Onun kuruluşunda binlerin, yüz binlerin emeği, alın teri, bilek gücü, kanı, canı, ilmi ve imanı, yıkılışında da bizden olmayan on binlerin, yüz binlerin isyanı ve ihaneti, bizden olan binlerin gaflet ve dalaleti vardır.
Yine aynı sığ bakış açısı Osmanlı’nın on yılda yıkıldığından dem vurur. Olacak şey mi? Osmanlı on yılda mı kuruldu ki on yılda yıkılsın. Osmanlı nın Sakarya boylarındaki küçük bir uç beyliğinden Viyana kapılarına dayanan cihan imparatorluğuna varan yolculuğu; tam 229 yıl sürmüştür. Yıkılması da bir o kadar sürmüştür. 1683’teki İkinci Viyana bozgunundan 1918’deki Mondros’a kadar geçen süre de yaklaşık bir o kadardır, 235 yıldır.
Osmanlının yükselişine baktığımız da büyük hedeflere yönelecek gücü buluruz kendimizde. Ecdadımız yaptıysa biz de yapabiliriz. Eğer onun doğrularını çağın idraki(kavrayışı) ve ilmi ile yorumlayıp özümseyebilirsek yapmamamız için hiç sebep yoktur.
Osmanlı nın yıkılışından da günümüze çıkaracağımız çok ders vardır ve öncelik de kuruluştan ve yükselişten çok bu yıkılış döneminden almamız gereken derstedir. Ders çıkarma önceliğimiz on beş milyon kilometreyi aşkın bir coğrafyayı zapt eden uzak ecdadımızdan çok o miktar coğrafyayı kaybeden yakın ecdadımızın macerasında olmalıdır. Osmanlı nın karşılaştığı son dönem tehditleriyle ne yazık ki bugün biz karşı karşıyayız. Dün İngiltere’nin liderliğindeki koalisyon tarafından çizilen Ortadoğu ve Kuzey Afrika haritası, bugün yine bir Anglosakson olan ABD liderliğindeki koalisyon tarafından değiştiriliyor. Dünkü emperyal hesaplarla birleşen yerel emel ve eylemler Osmanlı yı tasfiye etmişti, bugünkü koalisyonun ve yerli işbirlikçilerinin hedefinde ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kısa vadede bölünmesi, uzun vadede ise tasfiyesi var.
Hristiyan Avrupa için “Şark Meselesi” bitmemiştir, Türkler Anadolu’dan tamamen tasfiye edilinceye kadar da bitmeyecektir. Lord Curzon’un 4 Şubat 1920’de söylediği şu sözleri aklımızdan çıkarmamız gerekir: “Türkler Avrupa’dan atılmalıdır. İstanbul, Türklerden tamamen alınmalı, bir veba tohumu olan savaşların yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler, Avrupa’dan silinmelidir. Türkler Asya’nın Kızılderilileridir, akıbetleri de onlar gibi olacaktır.”
Akıbetimizin Kızılderililer gibi olmasını istemiyorsak, aklımızı başımıza bir an önce toplamalıyız.