“Huzur İslamda” sloganı, bir zamanlar pek modaydı, genellikle de otomobillerin camına yazarlardı İslami hassasiyetleri yüksek olan ya da İslamcı mesajlar vermek isteyenler. Muhalefetin isyanı ve o isyanın meydan okumasıydı sanki. AK Parti iktidarıyla birlikte yavaş yavaş silindi ve artık -neredeyse- tamamen görünmez oldu.
Ben o moda günlerinde de “Huzur İslamda ama huzursuzluk Müslümanda” diye yazmıştım köşemde. Sadece Paris cinayetlerinden değil, o ötekilerin yanında pek hafif ve pek masum kalır, şu akıl almaz IŞİD ve Boko Haram vahşetlerinden sonra şimdi de “Hiç kimse İslamdaki huzurun arkasına sığınarak Müslümanların adına kara leke süren bu ve benzeri vahşetleri mazur gösteremez. Ve İslam alemi, bu gerçeklerle yüzleşmeden içinde bulunduğu geri kalmışlık ya da geri bırakılmışlıktan kurtulamaz ve çağa meydan okuyamaz” diyorum.
Kimse İslam aleminin içinde boğulduğu kan gölünü “Yahudinin fesadına ve Batının sömürüsüne” havale etmek gibi bir ucuzluğa sığınmaya kalkmasın. Avcının işi tuzak kurmaktır. Kendi dünyasında tuzak kurdurmayacak, kurulan tuzağı parçalayacak kadar güçlü, hiç olmazsa görecek ve o tuzağa düşmeyecek kadar akıl ve feraset sahibi olmayanlar, başkalarına av olmaya mahkumdur.
İslam aleminin perişanlığında kaynaklarını eğitim ve sanayileşmeye ayırmak yerine otomobilini ya da hiçbir zaman düşmana karşı kullanamadığı, kullanamayacağı silahını halkının rızkından kestiği altınla kaplatmaya ayıran Müslüman yöneticilerin vebali, Siyonistlerin ve de sömürgeci Batılıların vebalinden daha az değildir. Müslüman halk hesaplaşmaya öncelikle kendi nefsi, kendi aydını ve kendi yöneticilerinden başlamak zorundadır. Kastettiğim hesaplaşma, bir kanlı boğuşma değil bir akıl ve vicdan hesaplaşmasıdır. İslam alemi buna, bugün her zamankinden daha fazla muhtaçtır.
Paris’teki baskını “İslamın kutsalına yapılan hakarete tepkiyle” açıklamak ve hatta savunmak durumundaki İslam alemi, IŞİD ve hele de Boko Haram’ın kendi dindaşlarına uyguladığı vahşeti nasıl açıklayacak? Dindaşını boğazlamak ya da diri diri yakmak neye isyan? Hristiyan Batıya mı Siyonist İsrail’e mi? Tarihin en kanlı mezhep ve sömürge savaşlarının, en vahşi soykırımların tarafı olan Hristiyanlar ve Yahudiler, üçüncü bin yıla müthiş bir barış ve işbirliği içinde girerken; İslam aleminin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine dört bir köşesinin darbe ya da iç savaşlarla kana bulanmasını neyle ve nasıl açıklayacağız.
Adamlar başka galaksilerde hayat belirtisi arıyor ve yeni dünyaların peşinde koşuyor. Adamlar, büyük çarpışmayı gerçekleştirdiler, “Higgs bozonunu(parçacığı)” ha buldular ha bulacaklar. Adamlar “yapay zekanın geleceğini” tartışıyorlar. Silahsız İslam ordularının karşısına insansız Hristiyan ya da Musevi silahlarının çıkması an meselesi.
Böyle bir dünyada El Kaideler, Işidler, Boko Haramlar İslam nefretinin haklı bir tepkisi değil; olsa olsa İslam alemine yönelik topyekün bir imhaya kalkışmanın gerekçesi olur. İslam medeniyetini geçmişi karanlık, hali ve geleceği meçhul maceraperestler değil de akıl ve bilim belirlemediği sürece, bu medeniyetin geleceğine yönelik endişeler de tehditler de ne yazık ki artacaktır.