Çalıp çırptıklarıyla büyük servetler edinip,
kibirlerinden geçilmeyenlerin vay haline!..
Kul hakkı yiyerek semizleşenler,
affedileceğini mi sanıyor?..
Bu tarafta hesabı defterine uydurdun
diyelim, ya öbür taraf...
Akıllara gelse zaten sıkıntı yok...
Oysa kim yediğinden fazlasını
yiyebiliyor; giydiğinden fazlasını giyebiliyor?..
Değer mi?..
Anıl Ege nin Kandıran kendini aldatır
öyküsünü okuyalım da buna siz karar verin!..


* * *
Küçük Seda, annesinin siparişlerini güçlükle eve taşırken, teyzesinin oğlu Mert,Bunları tek başına taşıyamazsın diyerek
ona yardım etti; birlikte evin kapısına kadar
geldiler.Seda, Allah razı olsun kardeşim dedi. Annesi Sema Hanım,
kızını camdan gördü ve kapıyı açtı.
Öğleden sonra eve misafir gelecekti ve Sema Hanım,
kurabiye yapacaktı. Poşetin içinden önce un
paketini aldı ve sonra kızına döndü:
Kızım 1.5 kilo un al, demiştim. Bu az görünüyor.
Sema Hanım, pastalarını tarife uygun olsun diye
ölçüyle yapardı. Bu yüzden eli adeta küçük bir terazi gibiydi.
Seda itiraz etti: Bakkal Salih amca,
gözümün önünde tarttı. Tam 1.5 kilo olması gerekiyor
Annesi şaşırmıştı. Tartalım kızım diyerek,
mutfaktaki küçük terazinin üzerine unu koydu. Gerçekten de haklıydı ve un 250 gram
eksikti.Sema Hanım, kızının poşetleri taşırken
unu dökmüş olabileceğini
düşündü. Seda ise sanki annesinin aklından geçenleri
okumuştu; Dökmedim dedi.
Sema Hanım, inatçı bir kadındı. Kızına inanıyordu ama
un da 250 gram eksikti.Ana-kız tartışırken,
kpının zili çalıyordu. Gelen Kemal dede idi. kapıyı açan olmayınca,
Kemal dede, Bu saatte uyuyor olamazlar? diye sinirlenmişti.
Bir süre sonra Seda kapıyı açtı. Dedesine terlik verdikten sonra
elindeki paketleri aldı.
Niye geç açtınız kapıyı? diye soran Kemal dede,
mevzuyu öğrenince,
Ben size tembihlemedim mi o adamdan alışveriş yapmayın diye. O hırsızın tekidir diyerek çıkıştı.
Sema Hanım, Öyle deme baba,
Günahına girme
dedi.
Kemal dede, Salih i iyi tanıyordu.
O eskiden karaborsacılıktan
hapis yatmış biriydi. Cezaevinden çıktıktan sonra
mahalleli ona sırt çevirmiş,güven telkin etmek için
umreye gitmişti. Umre dönüşünde de
bakkalında herkesin görmesi için
camın önünde namaz kılmaya başlamıştı. Sakal da bırakmıştı. Mahalle sakinleri,
Salih in artık bir tövbekar olduğuna inanıyordu.
Ama o, insanları kandırmanın peşindeydi. Aybaşlarında
emekli işçi ve memurun veresiyelerine
faiz eklerdi. Şekeri, unu ve pirinci
eksik tartar, anlaştığı fırına
düşük gramajlı ekmek yaptırıp satardı.
Hiç kimse ondan şüphelenmiyordu...
Kemal dede, kızıyla torununa
bakkal Salih i anlatırken; Seda lafa girdi:
İnsanları kandırıyor. Peygamber Efendimiz, bir hadisinde
Allah ın bu tür insanları lanetlediğini belirtmişti
dedi.Mütedeyyin bir insan olan Kemal dede,
Evet kızım Allah bağışlayıcıdır ama bu insanları da
lanetler
diyerek, torununa destek verdi.
Sema Hanım, kızına baktı. Bakkal Salih
onları kandırmıştı ama o kızını suçlamıştı. Sana haksızlık yaptım. Hakkını helal et. Allah o Salih in cezasını verir diyerek kızına sarıldı.
Kemal dede, kahvesini içtikten sonra
evden çıktı. Bir sokak ötede, bakkal Salih in dükkanının önünde
itfaiye ve polis araçlarını gördü. Kalabalığa doğru yürüdü. Ne olduğunu sordu. Elektrik kontağından çıkan yangın sonucunda,dükkan kül olmuştu.
Kemal dede, yangının asıl nedenini biliyordu.
Bir ara kalabalık arasında dövünmekte olan bakkal Salih le
göz göze geldi. Salih bakışlarını kaçırdı.
Çünkü o da sebebi en az Kemal dede kadar biliyordu artık...
* * *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle...