Televizyonda “Milyonlarca Nefes Teröre Karşı Tek Ses” mitingini
izliyorum. Kurulan cümleler, okunan şiirler beni alıp uzak geçmişe,
Ülkü Ocaklı günlerime götürüyor. O sözler, o şiirler ve onları yazan
şairler, bana hiç yabancı değil. Elli yıl önce ezberlediğim şiirler
onlar. Kimisini şahsen tanımanın mutluluğu ve onuruna eriştiğim dev
şairler. Ve o şiirlerle dolu bir gençlik. Ve yaşlılığa adım atarken
şiirlerin sahipsizliğini görmenin ve sahip çıkılmayan değerlerin el
değiştirmesinin dayanılmaz hüznünü yaşamının talihsizliği!
Mithat Cemal Kuntay, Yahya Kemal Beyatlı, Orhan Şaik Gökyay ve Arif
Nihat Asya, Türk şiirinin dört büyük şairi. Dördü de benim
vazgeçilmezlerim. Dördü de milli ve yerli. Üstelik ikisi, benim
şahsen tanıma şansını yakaladığım merhum Orhan Şaik Gökyay ile Arif
Nihat Asya, Türkçü şairler. Alparslan Türkeş’in yakın dostları, dava
arkadaşları. Orhan Şaik Gökyay, 1944’teki meşhur davanın yiğit
sanıklarından birisi! Kaç MHP’li, kaç Ülkü Ocaklı bilir?
AK Partili Meclis Başkanı konuşmasının bir yerinde bir dörtlük okuyor:
“Tarihin dilinden düşmez bu destan: /Nehirler gazidir, dağlar
kahraman,/ Her taşı bir yakut olan bu vatan,/Can verme sırrına
erenlerindir...” Bu dörtlük Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin”
şiirinden. Ne garip MHP’li şairin şiirini AKP’li siyasetçi okuyor da
MHP’liler okumuyor!
Başbakan “Türk-Kürt kardeştir, ayıran alçaktır” diyor. Bu sloganın
telefi Ülkücülere ait değil mi? Çıkış noktası da Ziya Gökalp’in “Bütün
Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır/ Yasamızda yazılı cenkten kaçan
alçaktır” dizeleri değil mi?
Yahya Kemal’in “Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yârabbi!/ Senin
uğrunda ölen ordu budur Yârabbi!/ Tâ ki ezanlarla müeyyed nâmın,/
Gaalib et, çünkü bu son ordusudur İslam’ın” dizeleri Milli
Mücadele’nin o zor günlerinde yazılmış bir muhteşem şiirden
alınmıştır. Bu şiir okunurken; ben bir ara Güneydoğu’da kışlaların
kepçelerle kazılıp faili meçhul cesetler arandığı günlere gidiyorum.
Dün birilerinin “masum vatandaş katilli” ilan ettiği Türk ordusunun
bugün hem de ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından “İslamın son ordusu”
diye kutsanıyor olmasından mutluyum. Yanlışa en yukarıdan vurulan
tokat, hüznümü bir an olsun dağıtıyor.
Ben daha lise birinci sınıfta tadına varmıştım Mithat Cemal Kuntay
şiirlerinin. İkisi hala hafızamdadır. Birisi “Ölmez bu vatan farz-ı
muhal ölse de hatta/ Çekmez kürrenin sırtı o tabut-i cesimi”. Diğeri
ise çok bilinen ve son günlerde özellikle de Sayın Cumhurbaşkanı
tarafından sık sık okunan “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Ölmek, şehit cenazesi, barış
süreci... Of, kafam yine karışıyor.
Ve Arif Nihat Asya; Türk edebiyatının kıymeti yeterince bilinmemiş
büyük şairlerinin en başında yer alması gereken isim. Bizim ilkokul
yıllarında hafızamıza kazılan ve her bayramda, her merasimde göğsümüz
gururla, gözümüz yaşlarla dolarak okuduğumuz muhteşem Bayrak şiirinin
şairi. Hemen herkesin mutlaka bir parçasını bildiği ve şimdilerde okul
kitaplarından çıkarılmış olan o şiirin hangi dizesi kimi rahatsız
etti hala anlayabilmiş değilim. Yazık; o muhteşem şiiri artık
çocuklarımız bilmiyor. Ama bir süreden beri aynı şairin başka şiirleri
meydanlarda okunuyor. “Şehitler tepesi boş değil/ Biri var bekliyor/
Ve bir bayrak dalgalanmak için/ Rüzgar bekliyor” dizeleri bunlardan
biri. Dün de “Dua” adlı şiiri okundu baştan sona. Dağlar bir ara
boşaltılmış olsa da şükür ki, bu ülkede Şehitler Tepesi hiç boş
kalmadı
Hepsi bizim; şairler de şiirler de okuyanlar da okumayanlar da.
Birisi kendi şiirine yabancı, kendi şirini okumuyor ve okutmuyor.
Öbürü dün hiç de aşina olmadığı o şairleri de o şiirleri de bugün
buluyor, okuyor ve okutuyor. Kendi değerlerine ve doğrularına
yabancılaşan muhalefette! Onun doğrularını alıp ona karşı kullanansa
iktidarda.
Hiçbir değer sahipsiz kalmaz; sen kendi değerine sahip çıkmazsan bir
başkası sahip çıkar. Sahip çıkana kızmayacaksın; kabahati kendinde
arayacaksın.