Majeste kraliçe dediğim İngiltere kraliçesi. Hikaye herhangi bir majeste kraliçenin hikayesi değil tüm majeste kraliçeler ya da majeste krallar için geçerli olan bir İngiliz anlayışı. Ya da demokrasinin nasıl bir anlayış üzerine inşa edildiğini/edilmesi gerektiğini ortaya koyan bir hukuk dersi...

Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı anlatmıştı çok yıllar önce, 1965’te anayasa hukuku dersinde. İngiltere’den yeni dönmüştü. Oradaki meslektaşı İngiliz akademisyenlere “Majeste kraliçe avam kamarasını feshederse ne yaparsınız?” diye sormuş. İngiliz teamül hukukunda Majeste kraliçe ‘erkeği kadın kadını erkek yapmanın dışında’ her şeyi yapmaya yetkiliymiş. İngiliz akademisyen hukukçular önce şaşırmışlar sonra da “olmaz öyle şey” demişler hep bir ağızdan. Olmaz öyle şey. Yetkisi mi yok? Olmaz olur mu; var elbet ama olmaz. Hoca sormakta İngilizler “olmaz” demekte direnmekteler. Sonunda niye olmayacağını da anlatmışlar; olmazmış çünkü o yetkiyi kullanmak majeste kraliçenin aklına gelmezmiş!

Rahmetli Aldıkaçtı Hoca bu anekdotu anlattıktan sonra “Demokrasi kimi yetkisini kullanmayı akıl etmeyen insanların rejimidir” demişti. Rahmetli Menderes’in Meclis Tahkikat Encümeni(Meclis İnceleme Komisyonu) macerasından bu yana ülkemdeki hukuk/siyaset tartışmaları söz konusu olduğunda; hep Hocamın bu sözleri gelir aklıma.

Herkes Devlet Bahçeli’nin “başkanlık sistemini” apansız gündeme taşımasının arkasındaki ince siyaseti(!) ya da bir gizli hesabı(!) merak ediyor ama kimse bu söylemi dillendirirken, öne sürdüğü gerekçeye bakmıyor. Devlet Bahçeli referandum talebini “hukuk dışı” olarak nitelediği fiili durumu hukuka uymaya değil hukuku mevcut duruma uydurmaya çağırıyordu toplumu. Mealen “Cumhurbaşkanı hukuka uymuyor o halde hukuku mevcut duruma uyduralım” diyordu. Bence talebin kendisinden ve sonuçlarından çok bu gerekçenin üzerinde durulmalıydı. Çünkü bu gerekçe siyasetimize hakim olan hukuk anlayışının yanlışlığını ya da daha net ifadeyle sefaletini ortaya seriyordu.

“Mevcut durum hukuka uymuyorsa hukuku mevcut duruma uydurmak” tam anlamıyla Cemal Paşa anlayışıdır. Cemal Paşa İttihat Terakki’nin meşhur bahriye nazırı ve tam yetkili Suriye genel valisidir. Savaş yıllarında yedek subay olarak özel kalem müdürlüğünü yapan Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı’nda anlatır: Bir gün bir subay koltuğunun altında bir yığın kitap ve dosyayla gelir. Paşa “onlar da ne?” diye sorar. Subay anlatır; Paşa bir hafta kadar önce bir konuda bir emir vermiştir ama o emir yasalara aykırıdır, subay onu anlatmak için mevzuatı getirmiştir. Paşa “Bırak mevzuatı bir kenara, oradan bir kağıt ve kalem al ve yaz” der. “Yaz: Sadaret makamına; falan kanunun falan maddesinin falan şekilde acele değiştirilmesi ve değiştirildiğinin tarafıma acilen bildirilmesi…”

Cemal Paşa’nın Ermeni komitacılar tarafından şehit edilmesinden bu yana neredeyse bir asır geçmesine rağmen hukuk anlayışımızın milim değişmemiş olmasını görmek ne hazin!