Yaşadı mı yaşamadı mı, yaşadıysa nerede ve ne zaman yaşadı, hala tartışılır. Hayatı efsanelerle, bir kısmı kendisine ait, bir kısmı da kendisinden sonra üretilmiş ve ona mal edilmiş onlarca, yüzlerce başka nükteyle bezeli. Kim olursa olsun, nerede ve ne zaman yaşarsa yaşasın o bu toplumun ortak hafızası, ortak aklıdır. Hayata bakışı, hayata tutunuşudur. O, Türk milletinin güldürürken düşündüren zekasıdır.

Onun, oğluna -testiyi kırmadan- attığı tokat çağlar ötesine bir ikazdır. Tıpkı bindiği dalı kesen adama 'düşeceksin' demesindeki gibi bir ikaz. İkaz bizim neslimizin kelimesi, yeniler şimdilerde uyarı diyor onun yerine. Uyarı ya da ikaz, dosttan dosta ve olay olmadan, testi kırılmadan, daldan düşmeden yapılması gereken dostluk, yoldaşlık, ülküdaşlık görevidir.

Hoca, bindiği dalı kesen adama 'düşeceksin' der. Adam aldırmaz, hatta Hoca'ya kızar bile. Ogün ne dedi bilmiyorum, bugün olsaydı eminim bir de 'felaket tellallığı' ile suçlardı Hoca'yı. Hoca gider ama bindiği dalı kesen adam da biraz sonra dalla birlikte yere düşer. Kalkar, koşar arkasından ve yakalar Hoca'yı 'düşeceğimi bildin öleceğimi de bilirsin, söyle ne zaman öleceğim' der. Cehaletin ya da umursamazlığın zirvesidir o tavır.

Bir kelime daha vardır ikaz ya da uyarıdan başka. Hem çok farklı, çok uzak, hem de çok benzer, çok yakın. Biz tenkit derdik, yeniler eleştiri diyor. Dal kesildikten, testi kırıldıktan, kısacası iş işten geçtikten sonra ve de çoğunlukla yabancılar ve hatta karşıtlar tarafından yapılır. Yanlışı önlemez ama doğru yapılır ve muhataplarınca ciddiye alınırsa; o yanlışın tekrarlanmasını engeller.

İslam medeniyeti meşveret(danışma) esaslıdır, Türk geleneğinde ise sorunları görüşmek ve doğru çözümleri üretmek için Asya'da kurultay, Anadolu ve Balkanlar'da divan toplanır. İlk dört halife meşveret üzere seçilmiştir. Seçimi biate, hilafeti saltanata çeviren Muaviye'dir. Adına biat aldığı oğlu Yezit de Peygamber evladının kanlı katili. Biatin olduğu yerde ne ikaza ihtiyaç vardır ne de tenkite imkan.

Eğer gerçekten 'ileri demokrasi' peşindeysek öncelikle anayasayı değil, seçim ve siyasi partiler yasasını değiştirmek zorundayız. Genel başkanın teşkilatları atadığı teşkilatların da genel başkanı seçtiği kısır döngü kırılmadığı ve parti içi özgür seçim ortamı ve imkanı sağlanmadığı sürece; ülkede demokrasinin gerçek anlamıyla tahakkuku mümkün değildir. Liderler saltanatı ile demokrasi birbirine 180 derece zıttır.

'Liderler' demişken liderle genel başkan arasındaki ayrıma dikkat çekmezsek olmaz. Delikanlı bağırıyor 'lidere sadakat namusumuzdur' diye; öyle ezberletmişler ağabeyleri, ama bilmiyor ki lider deyip sadakat arz ettiği adam, sadece bir genel başkan. Liderlik başka bir şey; liderlik Allah vergisi bir özellik, delege hediyesi genel başkanlığın liderlikle uzaktan yakından ilgisi yok. Türkeş Beyle Devlet Beyi aynı sıfatla anmak ve aynı terazinin kefelerinde tartmak olacak iş mi? Ya da CHP'nin şimdiki genel başkanı Kılıçdaroğlu ile kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü aynı sıfatla tanımlamak akla ve ahlaka sığar mı?

Bindiği dalı kesen adamlar, günümüzde o kadar çoklar ki saymak mümkün değil. Az olan, bindiği dalı kesenlere düşeceğini söyleyen/söyleyebilen aklı başında ve yüreği çatal adamlar, gerçek dostlar. Çıkın ortaya, çıkın lütfen, aklınız ve yüreğinizle çıkın ve bir dost şefkatiyle dillendirin gerçekleri. Bu onların son şansı sizin de sondan bir evvelki görevinizdir.