Ramazan davulcusunu,
otomobilin
bagajında
görünce,
pes dedim artık...
Geçmişte, minarelerde
hoparlör yoktu...
Çalar saatler de
icat edilmemişti...
Cep telefonunun
mazisi ne ki...
O dönemlerde
Ramazan davulcuları
maniler söyleyerek
kapılara gelirdi...
Duvulcu, Besmeleyle çıktık yola,
Selam verdik sağa-sola
A benim ağalarım
Ramazanınız mübarek ola
der, tokmağı
davula
ahenkle vururdu...
Çoğu aile, Ramazan davulcusunu
beklerdi. Hele de çocuklar...
Eğer kapı açılmaz
ise davulcu
maniyi patlatırdı:
Ne uyursun ne uyursun,
bu uykudan ne bulursun
Kıl namazı tut orucu
cennet alayı
diye ev sahibine
sitem ederdi...
Bahşişi aldıktan sonra da
bir mani daha patlatırdı:
Ramazanım merhaba
Bizlere verdin sefâ
Rabbimize hamdolsun
Her nefeste bin defa.
Yani, o dönemlerde
hem uyandırma görevi yapan
davulcular hem de işin
eğlenceli yanını ortaya koyardı...
Şimdi öyle mi?..
Sahur vakti geldiğinde,
davulcu iki apartman arasında
çalıyorsa;
yankısı insanı yataktan hoplatıyor
neredeyse...
Elbette gelenekler yaşatılmalıdır...
Ama böyle ilkellikle değil...
Bazı illerde,
Ramazan davulcularına
yasak var...
Her Ramazan ayında
yazdık, söyledik...
Küçük çocukları uyandırmaktan
ve hastaları rahatsız etmekten başka işe
yaramayan bir uygulamaya
artık son verilsin!..
Gürültü kirliliğiyle mücadele eden devlet,
buna gelenek diye göz yumuyorsa,
bu uygulamanın eskiyle hiçbir alakası
olmadığını da
geçmişten örnek vererek anlattık...
Herhalde bu gidişle,
Allah ömür verdiği sürece
yazmaya ve söylemeye
devam edeceğiz!..