İlkokul ikide ya da üçteydim, tam hatırlamıyorum, Turan Seyfioğlu’nun ya Bulgar Sadık’ından dilime pelesenk olmuştu ya da İstanbul’un Fethi’nden “Osmanlıyız pek şanlıyız” dizesi. Sokakta mırıldanarak gidiyorum, ortaokul öğrencisi bir İhsan abimiz vardı, fena kızdı “Bir daha duymayayım” dedi. Meğer Osmanlı hainmiş. Akşamı zor ettim, babama sordum ve rahatladım, “Olur mu öyle saçma şey, Osmanlı ecdadımızdır ve asla hain değildir” dedi.
Osmanlıyı sevmeye o zaman başladım ve o gündür bu gündür tarif edilmez ölçüde severim. Muhteşemdir. Sakarya boylarından kalkıp Viyana kapılarına dayanmak, her baba yiğidin harcı değildir. Sadece yürek sağlamlığı, iman zenginli ve bilek gücü yetmez üç kıtaya hükmetmek içim. Zihin açıklığı, bilgi zenginliği, gönül paklığı ve köklü bir devlet geleneği ve güçlü bir ekonomi gerektirir. Bunlar olmadan Osmanlı olunmaz.
Dün Osmanlı gerçeğini bilmeden Osmanlıyı reddedenler, “Osmanlı bizden değildir” diye ortalığı velveleye verenler ne kadar sığ ve itici geldilerse, bana bugün de çapına bakmadan Osmanlı olmaya kalkışanlar hele de oldum sananlar, “Osmanlı havasıyla sağa sola çalım atanlar” da o kadar itici geliyor, hatta daha fazla. Çünkü bunlar bir de şanlı bir maziyi ve bir gün gerçek olmasına milyonların yürekten dua ettiği Osmanlı hayalini sömürüyorlar. Dünkü çapsız Osmanlı karşıtları, birçok insanı Osmanlıcı yapmışlardı bugünün çapsız ve samimiyetsiz Osmanlıcıları da galiba birçok insanı Osmanlı karşıtı yapıyor.
Dünkü kontrolsüz Osmanlı yergileri ne kadar yanlıştıysa bugünkü desteksiz Osmanlı övgüleri de o kadar yanlıştır. Osmanlının muhteşem doğruları olmalı ki Sakarya boylarından yola çıkıp Viyana kapılarına gidebilsin. Yine aynı Osmanlının muazzam yanlışları da olmalı ki zaferlerle gittiği Viyana önlerinden yenilgilerle yeniden Sakarya boylarına dönsün. İkisi de bizimdir ve manevi mirasın gururunu, kültürel mirasın zenginliğini bir kenara bırakırsak; bize kalan maddi miras Viyana kapılarına dayanan muhteşem coğrafyanın zenginlikleri değil yazık ki Sakarya kıyılarının yokluklarıdır.
Osmanlı yıkılmıştır! Onun son yüzyılında Cumhuriyetin son otuz beş yılı gizlidir. Ayrılıkçı duyguların, düşüncelerin, eylemlerin sadece adı değişiktir, gerisi tıpa tıp aynıdır. Hatta arkasındaki dış güçler bile. Dün onlara Düvel-i Muazzama deniyordu, bugün süper güçler diye tanımlanıyorlar. Fark sadece bundan ibarettir. Gafletlerimiz, büyükler kızmasın diye gönülsüz de olsa kabul ettiğimiz sözde reformlar ve tedavi diye dört elle sarıldığımız reçetelerimiz ve verdiğimiz tavizler bile aynıdır.
Dilerim ki akıbetimiz aynı olmasın. Eğer Osmanlı’nın yıkılış sürecini adam gibi incelemez ve gerekli dersi almazsak Osmanlı’nın yenildiği ve yıkıldığı bir alemde Cumhuriyet’in de aynı akıbete uğramasını engelleyemeyiz.