Çıkar ilişkilerinin ağında
insani değerlerini yitirenler,
düne dair ne güzellikler varsa
unutuyor elbette...
Mezara kadar olan dostluklar
pazarda son buluyor...
Vefanın semt olarak anılması bile
rahatsızlık veriyor...
Kötü olmak sanki bir marifet,
iyiler saf dışı...
Nasıl yakalanacak
güzellikler?..
Yine de inadına sarılmak
lazım hayata,
inadına sevmek lazım insanı...
Başka çaresi var mı?..
* * *

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. Tadı nasıl? diye soran yaşlı adama öfkeyle Acı diye cevap verdi. Usta, gülerek çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, bu gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu usta: Tadı nasıl?... Ferahlatıcı diye cevap verdi genç çırak. Tuzun tadını aldın mı? diye sordu yaşlı adam; Hayır diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:

Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak, bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış....
* * *

Bugününüz dünden daha iyi olsun. Mutlu ve huzurlu günler dileğiyle...