Akademik çalışmalarıyla ulusal ve uluslararası alanda dikkat çeken, psikoloji ve sosyolojiyi bir araya getiren özgün araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, özellikle dünyada ilk kez geliştirilen Madonna–Fahişe Sendromu Ölçeği ile bilimsel literatüre önemli bir katkı sundu.
Bu ölçek, Prof. Dr. Derya Berrak ile birlikte Türkiye geneli yürütülen yaklaşık 15 aylık titiz bir çalışma sonucunda ortaya çıktı ve iki Türk akademisyenin uluslararası ölçekte bir ilke imza atmasını sağladı.
Bugün ise kendisiyle aşkın yalnızca bireysel bir duygu mu yoksa toplumsal bir yara mı olduğu üzerine konuştuk.
Hocam, sıkça kullandığınız bir ifade var: “Aşk acısı başkadır.” Bunu bilimsel olarak nasıl açıklıyorsunuz?
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer: Aşk acısının bu kadar derin yaşanmasının temel nedeni, insanın en güçlü bağı kurduğu ilişkide en savunmasız hale gelmesidir. Birey, en yoğun duygusal incinmeyi en güçlü bağ kurduğu ilişkide yaşar. Çünkü insan kalbini açtığı yerde en savunmasızdır.
Ayrılık yalnızca bir ilişkinin bitmesi değildir; kişinin umutlarının, beklentilerinin ve kendine dair kurduğu anlamın da sarsılmasıdır.
Aşk genellikle bireysel bir duygu olarak görülür. Siz bunun toplumsal bir boyutu olduğunu vurguluyorsunuz.
Prof. Dr. Yıldırımer: Kesinlikle öyle. Aşk sadece kalpte yaşanan bir his değildir. Toplum, kültür ve beklentiler tarafından şekillendirilir. İnsan nasıl seveceğini, nasıl bekleyeceğini ve hatta nasıl acı çekeceğini bile çoğu zaman toplumdan öğrenir.
Modern sosyolojinin önemli isimlerinden Eva Illouz da aşkın bireysel yaşandığını ama toplumsal olarak inşa edildiğini söyler. Yani biz sevdiğimizi kaybettiğimizde yalnızca bir kişiyi değil; onunla kurduğumuz geleceği de kaybederiz.
Bu yüzden şafak söktüğünde acı daha derin hissedilir. Çünkü gece hayallerle, sabah ise gerçekle yüzleşme zamanıdır.
Peki aşk bittiğinde insanın iç dünyasında tam olarak ne olur?
Yıldırımer: Burada çok önemli bir sosyolojik boyut var. Georg Simmel, aşkı insanın kendini bir başkasında tamamlama çabası olarak tanımlar.
Yani biz sevdiğimiz kişiyle sadece bir ilişki yaşamayız; aynı zamanda kendimizin bir versiyonunu da onunla birlikte inşa ederiz.
İlişki bittiğinde aslında o “ben” de dağılır. Bu yüzden “Fikrimin ince gülü” derken çoğu zaman yalnız sevdiğimiz kişiyi değil, onunla var olan kendimizi özleriz.
Bu acının biyolojik bir karşılığı da var mı?
Yıldırımer: Elbette var. Bilimsel çalışmalar bunu çok net gösteriyor. Özellikle Helen Fisher, aşkın beyindeki dopamin, oksitosin ve serotonin sistemleriyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
Aşk acısı yaşayan insanların beyin görüntülemelerinde, fiziksel acı yaşayanlarla neredeyse aynı bölgelerin aktive olduğu görülüyor.
Yani ayrılık beyin için gerçek bir yaralanma gibidir. Bu yüzden “aşk acısı başkadır” sözü sadece romantik bir ifade değil, bilimsel bir gerçektir.
Günümüz insanı aşkı nasıl yaşıyor sizce?
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer: Modern toplum aşkı fazlasıyla idealize ediyor. Filmler, diziler, şarkılar aşkı bir kurtuluş, bir tamamlanma hali gibi sunuyor.
İlişki bittiğinde ise bu büyük beklenti çöktüğü için kişi derin bir boşluk hissiyle karşı karşıya kalıyor.
Şafak söktüğünde içimizin burkulmasının nedeni de bu. Yeni bir gün başlar ama sevdiğimiz kişi artık o günün içinde yoktur.
Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer: İnsan birini özlerken çoğu zaman sadece onu değil; onunla kurduğu anlamı, umutları ve kendisinin daha mutlu versiyonunu özler.
Aşk acısını küçümsememek gerekir. Bu duygu insanın hem toplumsal bağlarının hem de biyolojik yapısının bir sonucudur.
Doğru anlaşıldığında ise kişiyi büyüten, olgunlaştıran ve kendini yeniden keşfetmesine alan açan bir deneyime dönüşebilir.
Akademik çalışmalarını yalnızca teorik çerçeveyle sınırlamayan Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer; saha araştırmaları, bilimsel ölçek geliştirme çalışmaları ve İzmir terapist kimliğiyle yürüttüğü klinik gözlemleriyle, insan ilişkilerine bütüncül bir bakış açısı kazandıran saygın bir akademisyen olarak dikkat çekiyor.
Bilimsel literatüre sunduğu özgün katkıların yanı sıra; aşk, aile yapısı, modern ilişkiler ve insan psikolojisi üzerine kaleme aldığı yazılarla akademik bilgiyi toplumla buluşturuyor. Yıldırımer, hem yüz yüze hem de online psikolog hizmetleriyle desteklediği bilimsel verileri, sade ve anlaşılır bir dille geniş kitlelere ulaştırmayı başarıyor.
Prof. Dr. Yıldırımer’in çalışmaları, ilişkileri yalnızca bireysel duygular üzerinden değil; toplumsal yapı, psikolojik dinamikler ve biyolojik etkenler çerçevesinde ele alarak çok boyutlu bir analiz sunuyor. Bu yaklaşım, hem akademik dünyada hem de okuyucular arasında önemli bir referans noktası oluşturuyor.
Günümüz toplumunda insan ilişkilerinin geçirdiği dönüşümü bilimsel temellerle ele alan yazılarına, İzmir psikolog fiyatları hakkında bilgilere ve akademik çalışmalarına internet sitesi üzerinden ulaşmak mümkün.




