“Vallahi Ben Samsun’u ve insanını çok sevdim.”
Bu sözler, yöresine has şivesiyle Şanlıurfalı büyükbabadan.
Bunları duymak, dahi bizim için tek başına yeterli.
Torununun tedavisi için Samsun’daydılar. Tanışmayı düşündüğümüz gün, torunu annesiyle hastanede yatsa da büyükbaba ve babaanneyi görmeliydik. Öylesine cana yakındılar ki, sohbete katılmayıp dinlemekle yetinen babaannenin memnuniyeti, yüz hatlarına yansıyordu. Torununun alacağı ilik vesilesiyle Samsun’daki misafirliklerinde sık sık görüşeceğimiz büyükbabaya “Bizim de yolumuz peygamberler diyarına düşebilir.” dediğimde, “Başım gözüm üstüne; sizi bırakmayız.” diyor.
Şanlıurfalı amca ve teyze, “sorumluluğumuz devam ediyor” düşüncesiyle çıktıkları yolda çocuklarının sorunlarına bitaraf kalmamışlardı. Bundan sonraki yaşamlarını istirahatle geçirmesi gereken insanların özverisi örnek timsaliydi. Büyükbaba, vakit namazlarında gittiği camiden arta kalan zamanını, eşiyle birlikte hastaneden gelecek haberlere endekslemiş.

Yaşımız ilerlese de ellerini üzerimizden çekmez büyüklerimiz. İlkokula gittiğimiz günlerden farklı değiliz onların gözünde. Çoluk çocuk sahibi olduğumuzda da değişen bir şey yoktur. “Aman hasta olmasın, problem yaşamasınlar!” diyerek üzerimize titrediklerini; gölgelerini hissederiz hep onların.
Kısaca, her zaman onların gözünde çocuk değil miyiz?

Parçalanmış aile görüntülerini artık kanıksadık. Torununun babası, işi nedeniyle gelemediğinden aileyi temsil büyükbabadaydı. Türkçe konuşmakta zorlanan teyzenin demlediği çayın kaçak olmadığını görünce şaşırdık. Bizim bile alıştığımız çay için “Onu kullanmıyoruz, çok acı!” dediler.
Aileleri ziyaretlerde, ziyaret eden kendini tatmin mi ediyor? Yapılanların karşılığında “Ne kadar güzel şeyler yapıyorsunuz!” gibi ifadelerin beklentisi mi var? Kilometrelerce uzaktan torununun şifası için gelenlerle buluşunca egomuzu mu tatmin ediyoruz?
Israrlarımızın altında, mevcut ortamlardan sadece bizlerin değil, herkesin tat alma düşüncesi yatıyor. Pozitif duygularla memleketlerine döndüklerinde, bölgeler arasındaki diyalogları ileriye taşımak da projenin sosyolojik anlamda kazancı olarak görülebilir.

Nihai hedef, paylaşımlardan elde edilen mutluluk değil mi?
Hastalık esnasında sıkıntıya ortak olmanın güzelliğinden söz ediyorum. Acılar paylaşıldıkça azalıyor sözü… Kim olursa olsun, belli kurallar çerçevesinde hastaların halinin sorulması ve aranma beklentisinin doğallığı kadar güzel bir şey olamaz.
İnsani ilişkileri teşvikle, hastalıkla mücadelede toplumsal şuur ve farkındalığı bir adım ileri taşımayı hedefliyoruz. Hedeflenmeyen, fakat tanık olduğumuz farklı güzellikler de projenin ekstraları.
Geçici misafirliklerinin bitimiyle, kendilerine gösterilen ilgi ve alakanın hatırlanması büyük kazanç değil mi? Şanlıurfalı büyükbaba evinden ayrılırken, namaza yetişmesi için kendisini zorla uğurlarken; “Siz ayrılmadan burayı terk etmem yakışık almaz.” diyor.
Ayrılışını o kadar dert etmiş ki, sonradan görüştüğümüzde “Özür dilerim sizden!” sözleri düşündürüyor bizi. Elleri öpülesi insan ne kadar alçakgönüllü.
Büyüğünden küçüğüne dost kazanmak ne kadar güzel.