Tatilimi geçirmek için orman içi yollardan geçerek köyüme ulaştım. Örümcek ağı gibi bütün yurdumu yollar sarmış. Zaman zaman orman içinden geçen ana yollardan geçtim. Ülkemin çok zengin ormanlarla kaplı olduğunu gördüm. Özellikle de İç Karadeniz deki orman varlığı bir başka...Yeşilin değişik tonlarını görmek mümkün.

Köylerin teknolojiyle tanışması epey eski. Şimdilerde internet ağı köylerimizi sarmış. Her köyden okumuş birçok insan var. Şehirlere giden insanlar yaz aylarında köylerine kısa zamanlı da olsa geliyor. Memleketimin kalbi ta uzaklarda dağ köylerinde de omega saati gibi atıyor. Eğitim seviyesi epey yükselmiş. Yazın tam da çalışma zamanı...Şehirlerde olduğu gibi köylerde de günlük yaşam güneşin doğuşuyla birlikte başlıyor. Şehir yaşamının canlılığı, köylerde doğanın insana gülümseyen; bir o kadar da zorlukları olan çehresi, her yaşta insanın çalışmasına neden oluyor. Şehirlerdeki iş aş arama sorunu tabiat ananın insana kucak açmasıyla birlikte tarımsal üretime dönük faaliyetler olarak kendini gösteriyor. Anadolu insanının alın teri, göz nuru bereketli topraklarda üretilen sebze ve meyveler soframızda iştahımıza sunuluyor. Büyük şehirlerin sorunu olan trafik köylerde kendini pek hissettirmiyor.

Bu yazıyı çam ağaçlarının bolca oksijen saçtığı ormanda ağaçlar altında otururken yazdım. Ne demek bu? diye düşünebilirsiniz. Köyüme gittim. Çam ağaçlarıyla örülmüş dağ yollarından geçtim. Gördüm ki uygarlığın izi bütün memleketimizi sarmış. Heyecanlanmamak mümkün değil. Hayatın her alanında kullandığımız çam ağaçlarının şehirlerde kağıt olduğunu, kalem olduğunu bir an düşündüm. Uygar olmak, uygarlığın nimetlerinden yararlanmak kolay mı?Bir toplumun kağıtla, kalemle tanışması, bilgi akışı ve hafızası: Kültür, medeniyet hepsi kağıt ve kalemden geçiyor. Memleketimin en ücra köşesinde bile yazı yazarken bunları düşünmeden edemedim. Atatürk ün Yurt imarı için konan her taş bir kaledir. sözünü bir kez daha hatırladım.