Eli silahlı, gayrimeşru düzenin lider adamlarına da Baba denildiği için mi, Babalar Günü, Anneler Günü kadar önemsenmiyor?..
Oysa fark nerede?..
Sevgi doğurganlıkta mıdır?..
Baba; belki sevgisini bir anne kadar ortaya koyamayabilir...
Ama en az bir anne kadar çocuğunu sever baba...
Bazı hallerde annedir de...
Aslında, sevgiyi ayırmanın, parçalamanın anlamı var mı?..
Birlikte kucaklayalım onları...
Aile olmanın yüceliği adına...
Bugünkü öyküyü, anne-baba sevgisini yüreğinden eksik etmeyenlere ithaf ediyorum...
* * *

Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak diyerek rest çekti. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve bir de çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür
sorunlar yaşamayacaktı.

Lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, Baba ben de seninle gelmek istiyorum diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can sürekli babasına Baba nereye gidiyoruz ? diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor; oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.

Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en sonunda babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi, barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Canın elini tutup hızla barakayı terk etti.

Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı Neden dedemi o soğuk yerde bıraktık? diye sordu babasına. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can, Baba sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim? diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında Beni affet baba diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet diye hatasını belli ediyordu... Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu... Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum...

* * *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Mutlu ve huzurlu günler dileğiyle, aile olmanın erdemiyle, hayırlı evlat yetiştirme uğraşındaki tüm anne ve babalara en içten saygılarımla...