Ortadoğu, özellikle de Suriye ile ilgili yazdığım makalelerde, daima soğukkanlı olma tavsiyesinde bulundum; daha doğrusunu söylemek gerekir ise, olmayı ümit etmiştim. Ama bu niyetlerimin kâfi gelmediğini ve boyumuza kadar bulaştığımız bu bataklıkta, yeni bir kriz ile karşı karşıya geldiğimiz durumu yaşıyoruz. G 20 zirvesi ile Paris katliamının üst, üste gelişi, bu toplantının gündemini değiştirdiği gibi, liderlerin yüzünden işlerin de iyi gitmediği anlaşılıyor idi. Özellikle de daha önceleri el altından olmasına rağmen; bu toplantıda Rusya’nın Ortadoğu’da varlığını ilân ettiğini gördük. Elbette, Putin ve Obama görüşmelerinde bu hususun üzerinde durulmuş olması gerekir. Öteden beri, Beşar Esad’ın dik duruşunun temelinde yatan ise, Rusya ve İran’ın onu desteklemesi bilinen bir şey olmasına rağmen, burada kesinlik kazanmış bulunmaktadır. İki kutuplu dünya taraflarının bilek güreşi burada yapılmaktadır.
Bu cümleden olmak üzere geçen haftanın en önemli olayı sınırımızı ihlâl eden bir Rus uçağının Türk Hava Kuvvetlerimize bağlı uçaklar tarafından düşürülmüş olmasıdır. Biraz geriye doğru gidecek olur isek, bir Türk keşif uçağı, Suriye tarafından düşürülmüş ve bunun sonucu olarak da Türkiye, Suriye ile olan angajman kurallarını değiştirmiş ve bu meyanda da bir Suriye uçağı ve bir helikopteri Türk uçakları tarafından düşürülmüştü. Bu bakımdan da, Türkiye güney sınırlarımız açısından önem arz ettiği için bu hususta titizlik göstermekte idi. Düşürülen Rus uçağı veya angajman kuralları ile ilgili olarak yorum yapmam benim için pek de uygun olmasa gerektir. Zaten bunun üzerinde birçok uzman görüşlerini ortaya koydu. Bütün bunların dışında, uçağının düşürülmesinin akabinde yapılan açıklamada, “milliyeti belirsiz uçak” ifadesi kullanılmıştır. İşin esasına girilecek olur ise, Türk pilotlarının uçağı görünce bunun, hangi millete ait olduğunu anında anlamamaları imkânsızdır. Ayrıca, Rus uçağı olarak bilinse ne değişecekti, uçak vurulmayacak mı idi.Ama buna rağmen diplomasi açısından, kimliği belirlenemeyen ifadesi daha uygundur. Bunun yanında, iki gündür, üzerinde durulan bir konuya değinmek isterim. Rus uçağı orada ne arıyormuş? Bunun cevabı çok basittir. Esad güçlerini desteklemek için orada bulunuyor. Şurası açıktır ki, Rus uçakları belirli bir süre için de olsa, IŞİD’i vurmayacaktır. Zira IŞİD, doğrudan Esad’ın yanında yer almamakla birlikte; uyguladığı strateji Esad’a uygundur. IŞİD’in olmadığı yerdeki Rus uçaklarının görevi, Türkmenleri vurmak içindir. Bu bakımdan Suriye, kimin kime düşman; kimin kiminle dost olduğu belli olmayan bir savaş alanı olarak ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca makalemde, Türk uçaklarının, Rus uçağını düşürüp, düşürmemesi üzerinde de fikir beyan etmem oldukça zordur. Burada bir sınır ihlâli var ise, Türk tarafı haklıdır. Yalnız, Rusya güçlü bir devlettir ve iş “suyu bulandırdın” hikâyesine doğru götürebilir. Rusya açıklamasında Türkiye’ye karşı savaş açmayacağını ve herhangi bir ambargo uygulamayacağını söylemesine rağmen; Rus uçaklarının 20 tırımızı vurarak, 7 kişinin ölümü ve 10 kişinin yaralanmasına neden olması, elbette bir misillemedir. Bu bakımdan ülkemizin Suriye sınırındaki hareketleri daha da kısıtlanmış olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında ortak birçok projenin de uygulamaya geçmesi mümkün olmayacak ve ticarette daralma yaşanacaktır. Nükleer santrallerin kurulmasına karşıyım; fakat kurulacaksa teknolojisi daha ileri olan ABD tarafından kurulmasını tercih ederim. Allah’tan hakkımızda hayırlısını diler, saygılarımı sunarım.